Hakkımda

Fotoğrafım
Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.

15 Şubat 2018 Perşembe

♤♡◇♧

Savrulmak...
Delicesine yazmak isteyip susup kalmak...
Yoldan geçen herhangi birini tutup içini dış etmek...
Ciğerini bilen canlarına dökülememek...
Savrulmak...
Sabitlenememek...
Yıllar öncesine dönememek...
Kalıcı olgulara şükretmek...
Sessiz haykırışlar...
Sesli düşünceler...
Savrulmak...
Anlatılması güç anlaşılması mantıksız...
Ya da tersi birşeyler belirsiz...

3 Ocak 2018 Çarşamba

Sahi neden ölmüyoruz!

Uzun zamandır düşünmediğin "neden yaşıyoruz" sorusunu hatırlamak hiç yaramaz hiç. Nefesin kesilene kadar ağlamaklı olursun. Heyecanın eksilmekten öte yokolur.
Yazamazsın bile... Hayatının en gerçeğini rafa kaldırmaya zorlanırsın. Unutman gerekir o soruyu.
Koyul işe usta. Yapabilirsin. Gücünü hatırla.

13 Aralık 2017 Çarşamba

Telafi Ses Ister %%

Telafi kelime anlamını bilirsiniz; olumsuz durumu olumluya çevirme, zararı faydalı bir etki haline getirme...
Kök neden tabirini de bilirsiniz; birçok koşula sebep olabilecek ihtimalleri ortadan kaldırabilecek temel...
Bilmiyorsanız da öğrenin işte!
Biz duygusal insanoğlu ince düşünürüz, ince düşünülsün diye bekleriz. Yok efendim, vah efendim, tüh tüh' lerle geçiremeyiz ömrümüzü; bunu da biliriz. Yalnızca kök neden tespiti yapılsın ve karşılanabilecek bir telafi durumu gerçekleşsin isteriz.
Karşımızdakilerin olayı bahanelerden sıyırıp kolayca savuşturabilmesini inançla izlemek ne hoş olur. Bilirsiniz.
Bilirsiniz bilirsiniz diyorum da bilmez misiniz acaba? Bilmezsiniz kim bilir. Peki salt gerçek etrafında dönmek... Bunu da mı bilmezsiniz.
Öğrenin yahu! Koskoca hikayede küçücük bir detay alt tarafı...

19 Eylül 2017 Salı

@

Geceler gündüzlere karışırmış bir zamanlar. Gündüzler zaten gece imiş bir söylentiye göre.
Gel zaman git zaman günler haftalara, aylara yedirir olmuş gizemini. Ne bir farkeden ne bir görmezden gelen... Böylesine etkisiz...
Yağmurun  ıslattığını güneş mi kuruturmuş; tam tersi miymiş, neymiş. Kimse irdelememiş.
Bir nefes duyulsa belki baştan oluşurmuş dünya. Kim inanırsa!

6 Mart 2017 Pazartesi

Mevsimlerin Kraliçesi

Bahar güneşe mi güzel sanırsın usta?
Geceye de yakışmaz mı bilirdin yoksa?
Karanlığın gizleyebileceğine mi inandırıldın açılan çiçekleri?
Aç gözlerini usta, aç!
Ne de hoş kokuyor bak dört taraf.
Göremezsen neye yarar...

21 Ocak 2016 Perşembe

...şayet

Güven olsun mu bugünün kelimesi? Hani kuşkuların barınamadığı ve korkuların su yüzüne çıkamadığı anda teslim olunan duygu; aidiyet kavramının hakkını veren türden.

Sıfırdan başlayarak adım adım kazanılarak artması mıdır makbul olan yoksa tamamen teslim olma durumundan başlayarak azalıp azalmayacağını gözlemlemek midir aslolan? İkisi de denenmiş ve yorumlanmıştır yüksek ihtimal. Daha doğru olanına karar vermek zordur kuvvetle muhtemel.

Beynin bir oyunu mudur güven duyma isteği ya da güvenememe problemi? Veya beyni zorlayan mıdır mantıkla hareket edemediği söylenen kalp?

Nötr olunabilir mi ki tamamen güven hissi varlığında? Mümkün mü gerçekten böylesine bir anlam? Peki ya zedelenmesi çok mu zor sanki? Bu da bir oyuna dahil olamaz mı? Olabilir elbette.
Tetikleyicisi biraz fazla ise...

29 Kasım 2015 Pazar

Ne Düşündük Ne Oldu!

Bu saatte yazılır mı? Yazılırsa ne yazılır?
Soru sormaları, cevap bulmaları hep mi sever insan?
Konumuz tam olarak ne olsun diye düşünürken aslında bir konu olmaksızın da yazabileceğim ihtimali ağır basarsa çok konuşkan bir yazı olur ortaya çıkan.
Kendinizi bir yere ait hissedip sonra oradan uzaklaşmayı da aynı oranda istediniz mi hiç mesela? Sebeplerini mantıklı kılmaya çalıştınız mı hiç bu çelişkinin?
Alıştım diye düşündüğünüz bir anda aniden meydana gelen birşey yüzünden kendinizi kandırdığınızı ya da tam tersi sayesinde ne kadar da doğru hissettiğinizi farketmediniz mi yani hiç?
Sürekli irdelemek, tetikte beklemek, kuşku havuzunu doldurmak, emin olamamak... Hem her daim hayatınızda hem on adım uzağınızda olmadılar mı?
Sonra mı? Sonrası malum: suskunluk. Gereklilik asla zorunluluk değil.

19 Ağustos 2015 Çarşamba

...?!...

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz! 
Yeni bir facia haberi al, üzül, unut ve yeniden hayatına devam et. 
Kötü olayların rutinimize ait olması ne kadar da sıradanlaştı.
Alışmak, zorunluluk, mücadele...
Söylenecek yapılacak bir şeyler varken yok olmayı tercih et.
Mesela susmak gibi mi?
Düşünecek konularımız elbet var. Bu sebeple suçlayamayız zaten ne kendimizi ne başkalarını.
Yalnızca öz eleştiri işte...

14 Aralık 2014 Pazar

Yakisan neydi deseler

Yakismak, uygun dusmek, munasip... Ne guzel kelimelerdir. Yerinde kullanilabilseler, davranislari nitelendirebilseler.
Herkes basaramaz yakisani soylemeyi, gerceklestirmeyi hatta dusunmeyi. Cogu kimse uygun dusup dusmedigini irdeleyemez. Munasip bir dil, bir yol, bir sekil bulamaz; belki de bulmak istemez.
Netice degisecek degildir, bilinir. Kelimelerin hakkini vererek konusmak kolaydir da yasamak zordur.
Dogrusuyla yanlisiyla degerlendirme yapabilen bilir yakisani, uygun duseni, munasip olani. O sebeple dusunecek cok seyi olur kafasinda, anlatacak cok seyi olur dilinde, susacak cok seyi olur gozlerinde.
Bu kelimeleri ozumseyerek yasayamayanlara... .... neyse iste... 

8 Aralık 2014 Pazartesi

Seslilik Icinde

Susmak... Soyleyecegi olmadigi icin mi gerceklestirir insan bu eylemi yalnizca? Soyleyeceklerinin anlasilamayacagini dusundugu icin mesela? ya da anlamsizliga daha fazla anlamsizlik eklememek icin? veya artik gerek duymadigi icin aciklamalara?
Susabilmek... Icine attiklarini haykirmak zor oldugundan mi gerceklestirir insan bu eylemi sadece? Kolay midir sanki haksizliklari sindirebilmek? yoksa anlamli mi degildir konusmak?
Sessizlik... Anlattiklari yorucu olur kimi zaman. Yerine gore de rahatlatici... O rahatliktir seni sana geri veren.

31 Mart 2014 Pazartesi

Serzenis...

Ne yaptik biz simdi ulke olarak; "eyvallah pasam, her soyledigine her yaptigina her davranisina yarabbi sukur mu" dedik.
"Sen zahmet etmeseydin, calip cirpmakla yorulmasaydin, biz sana kendi rizamizla aktarirdik her seyi" mesaji mi verdik.
Son zamanlarda meydana gelen onca olaydan sonra suclanmamis, yargilanmamis ya da aklanmamis bir dusuncenin boylesine bir oy oranini korumasi hatta bazi yerlerde arttirmasi nasil bir zihniyet sonucudur. Duyduklarini irdeleme geregi duymayan meraktan yoksun bir halkin iradesi midir.
Chp belediyeciligini korukorune savunan biri olmasam da, belediyelerimizi temizlemekle baslamadiydik aydinlik gunlere yurumeye. Biz ne yaptik, karanliga mahkum ettik yine ulkemizi. Belki de kaybettik son umudumuzu.
Sehirlerimizde sasirttici sonuclar...
Yol yapti, hastanelerde yaslilar sira beklemiyor, okullar yenilendi, toplu konutlar artti derken diger yapilanlar gozardi edildi. Gelmis gecmis olsun.
Nefes almayi yasamak sanan veya nefes almak icin yasayan bu ulke halki, hediyelerini sundu kendilerine nefes almayi bagislayan liderlerine.
Peki biz bu kosullarda yasamaya mecbur muyuz. Bize sunulan hayat ve sunulmayanlara katlanmak zorunda miyiz.
Rte'nin govde gosterisi yapmasini saglayacak sonuclar, kirilmis olan ozguvenini yerine getirmeye yetecek de artacak gibi.
Haydi bakalim! Bir onceki genel secimde yazmistim ve kendime sormustum. "Bu kitlenin gordugu benim goremedigim ne var" diye. Anlayamiyorum, anlamlandiramiyorum demistim. Bana mi yaziklar olsun, kitleye mi.
Gelecegimiz icin kaygilanmadigimiz bir Turkiye bu kadar uzak mi.
Koklu bir degisim bir gunde olamayacakti elbeltte; ancak kan kaybetmeden devam ediyor olmalari resmin butununu gorme arzusunu ve umutlari yok ediyor.
Helal olsun Turkiye! Bizleri oyuncaga cevireni gormemekte inat ediyoruz...


Posted via Blogaway

12 Şubat 2014 Çarşamba

Oyleyken Boyle

Merak edersin bilinmeyeni, ogrenmek istersin daha fazlasini, dusunursun niyesini. Gerekli veya degil, onemsizdir bu senin icin. Aklini kurcalamaya devam ederken merak, bazi denemeler yaparsin; belki kiyisindan kosesinden yakalabilirim birkacini dusuncesiyle.

Dusunmedigin, irdelemedigin, gormedigin, duymadigin anlari biraraya getir zihninde; bir anlam ifade etti mi? Ettiyse bile yeterli geldi mi? Cevabi ogrenme zorunlulugun olmasa bile sorulari pespese sordugun olmadi mi hic?

Umursamiyor gibi gorunmeye calismadin mi peki hic? Aslinda o durumlarda daha dikkat cekici oldugunu kavrayamadin mi gercekten?

Bilmek, denemek, gormek istersin dahasini. Sonucu yorumlamadan... Yaklasma hissini kuvvetlendirecek adimlar atarsin firsatini buldukca, kosarak sana gelen adimlari bekleyerek.

Beklentiler meraklari, meraklar beklentileri agirlar; karinca kararinca hesabi...


Posted via Blogaway

12 Aralık 2013 Perşembe

Sebep

Var yok arasi... Ne o sana kendi gelsin ne sen ona git; durur bir yerde sessizce. Kimi zaman olmadigina inandirir seni ya da sen oyle olsun istersin, kimi zaman ben burdayim diye bagirir ya da sen seslendirirsin onu.

Farketmekle ilgilidir bazen bilip bilmemek. Farki tanimlayan kelimelerine de baglidir zaten bilgin, bunu da gorursun zamanla.

Sebeplerin arkasinda gorduklerindir seni aydinlatan ya da goremediklerindir. Arasindaki ince cizgiyi gecmemektir asil olan.


Posted via Blogaway

Simdi olsaydi


Dusunur soylersin, soyler dinlersin, dinler gulersin, guler dusunursun... Tipki hayatin aynisi gibi. Uyanir yersin, yer icersin, icer gezersin, gezer donersin, doner uyursun, uyur uyanirsin...


Posted via Blogaway

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Kaçılmaz Dostum

Özledim mi giderim ben. Giderim en uzağa, en ulaşılmaza, geçmişe... Nerede olursam olayım gider bulurum o kıvılcımı. Bulur da söyleyemem hissettiklerimi.

Söylersem susmak bilmem bir daha ben. Duymak istemeyene dahi konuşurum. Konuştukça can sıkar, sıkılırım.

Sıkıldım mı gelirim yine ben. Hoş bulacağımı düşünür hoş görürüm. Görebildiklerime sevinir, sevindikçe özlerim.
 
Özledikçe umut ararım ben. Umutlandıkça da kaçma eyleminden uzaklaşırım.

30 Mart 2013 Cumartesi

Hey!

Kendine fısıldıyordu sürekli: "daha çok oku, daha çok yaz, daha çok paylaş, daha çok..." Her gün yineliyordu: "bugün yap!" Olmuyor, olamıyordu. Bugün kendine ayırabilecek kapsamlı bir zaman kararı aldı ve işte sonuç!

Her seferinde okumayı ve yazmayı daha çok özlüyor ve her seferinde zamanı iyi değerlendirme konusunda tekrar tekrar düşünüyordu. Anladı ki değerlendiremiyor değildi, yapmak istediklerinin birikmesindendi yoğunluğu. Hayat koşturmacası denirdi ya hep, tamda oydu oyalayan onu.

Bugünün farkı neydi peki? Haftasonu oluşu mu? Tabii ki hayır. Güne her zamanki gibi erken başlamak ve daha kararlı oluşuydu bazı aktiviteler için. Onların başında yerini almıştı buraya gelmek.


Anlatmak, anlatmak, hep konuşmak istiyordu. Dinlemek isteyen biri muhakkak olurdu. En olmadı kendisi dinlerdi bugün. İç sesine kulak vermek onu her zaman heyecanlandırmış ve bilgilendirmişti.

Hava güzeldi, penceresinden sızan güneş hem yüzünü gülümsetiyor hem de Ege'yi aratıyordu ona. Uzaktı oralara; fakat mutluydu.

Gülümse, gülümset, gülümse... Bağlantı bu kadar.

25 Ocak 2013 Cuma

Gece Gündüze Karışır

Bir önceki yılın gerçekten güzel geçtiğine inandığın ve yenisinin de aynı hızla ilerleyeceğini hissettiğin kaç ardarda yıl vardır ki hayatta?

Söyle bana hayat; bu şans iyi değerlendirilebildiği sürece mi verilir insana, yoksa düşünceleri umut dolu olduğu için mi?

Bıraksana sebep sonuç ilişkisini! Neticeyi yaşamaya devam et tüm isteğinle...


Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir yıl ardından değerlendirme yazısı yazamadan ve yeni yıldan beklentileri dillendiremeden bir ay geçti bile. "Bu ne hız hayat" demiyorum diyemiyorum; zira o hıza ayak uydurmak ayrı bir zevk veriyor, coşku ahenkleniyor.

Beklentilerin asılı olduğu çitanın devamlı uzaması; 'yeni hedefler belirlemek, parametreleri arttırmak, kıstasları gözden geçirmek gibi terimlerin değerlendirilmesini zorunlu kılması' hareketi eksik etmiyor yaşamdan.

Söylesene gece: Gündüzü kıskanıyor musun bunu öğrenince. Ya da sen söyle gündüz: Gecenin dinginliğine göz dikiyor musun zaman zaman.

Peki sen yağmur damlası! Neden vuruyorsun hırçınca pencereye? Ne anlatmak istiyorsun heyecanla?

Yürümeyin düşler, koşun! Rüzgarı da alın yanınıza ve ilerleyin.

6 Aralık 2012 Perşembe

Doğru Ya!

- Hatırlamak istemli mi yapılırdı istemsiz mi?
+ İkisine de denk geldiğim oluyor. Sadece hangisinin unutmaktan daha incitici olduğuna dair net bir delil sunamıyorum.
- Unutmak ve incinmek aynı cümlede yer almamalı bence. Zira unuttuğun her neyse, zaten incinmemek için tercih ettiğin değil midir?
+ Öyle sanıyorum ki haklısın. Yalnız hatırlamakla unutmanın arasında her zaman fark, her zaman bağıntı, her zaman çelişki olacak.
- Olabilir. Bu, iki eylemi yapmamıza ya da yapmamamıza engel değil ki.
+ Yani sen diyorsun ki unut; ama hatırla, hatırla; ama unut. 
- Kısacası: Canın nasıl isterse!

2 Aralık 2012 Pazar

Ruha Yolculuk

Yine yağmur düştü bir şehre! Yine pencereler buğulandı gözler gibi. Ve yine temizlendi sokaklar yürekler gibi. Damlaların mırıltısı, rüzgarın nameleri, göğün gürültüsü; alıverdi aklı bedenden. Salınıverdi düşünceler tutsak oldukları zihinlerden.

Ne manalı yağıyor bu yağmur. Ne manalı akıtıyor yaşlarını bulutlar. Oysa amacı yalnızca kış mevsiminin daimliğini belgelemek. 


Hız kesmiyor zamanla, durulmuyor. Israrla devam ediyor vurmaya camlara ve ürkütüyor bazen. Sonra biraz ara veriyor gürlemeye, diniyor. Öylesine bir rahatlık oluşuyor ki doğada, hoşnut ediyor herkesi.

Yine düşüyor sonra o şehre yağmur! Yine umursamıyor başka bir şeyi. "Dinle!" diyor sana, sadece "Dinle!". Beni, benim sayemde kendini, içini... 


Duyuyor musun sahi!

13 Kasım 2012 Salı

Sinyalleri Vermeli

Ne demişler? 
...
Ne hakkında? 
Hani derler ya.
Ne zaman?


Yok! Giriş böyle olursa sonuca bağlanmaz konu. Baştan alalım.

Hayat çok şey öğretir insana, aynı zamanda çok da ezber bozar kararlılıklar karşısında. Elle tutulur gözle görülür sebepleri yoktur sana sunabileceği, sen yakalamak istersin ucundan bir yerden; yine de yeterli gelmez mantıklı davranmaya.

Bir karar verirsin, arkasında durursun, inat edersin. Bir bakmışsın tam tersine meyletmişsin, uzaklaşmaya başlamış düşüncelerin peşi sıra. Başına buyruk olmasınlar toparlayayım dersin, mümkün mü? Çoktan kaçırmışsındır treni. Haydi bakalım! Bir adım geri...

Silkelenirsin bir gün, olur olmaz davranışlar sergilememeye odaklanırsın. İraden güçlüdür, hissettirirsin onu karşındakilere. Sevinebilirsin! Bir adım ileri...


Denge kurduğunu sanar, rahatlığa erişirsin. Bir anlık boşluk seni sendelemeye itecektir, bilirsin; ama harekete geçmezsin. Kontrol altındadır her şey, standarttır koşullar.

Aniden sorgulama evresi devreye girer ve adeta zorlarsın kendini, olamayacak olanı hayal etmeye. Nedeni, niçini, nasılı olmaz o an. Var olan tek şey soru ve cevaptır. Sorarsın, cevaplarsın... Değişik yönlerden bakıldığında değişik boyutlarda gözüken piramidin vardır elinde, çözemezsin.

Adım atarsın, geri döner arkanı toplarsın, koşmaya başlarsın, tökezlersin. Hep olur, doğal karşılarsın.

İkna edersin ve aynı yeteneği kendi beynine hükmettirecek kadar konuşturamazsın. Tamamen isteklilik halinin fiiliyata dönüşmesine bağlı olan bu aktivite can sıkar aynı rotada takılı kaldığında. Olsun! Onun da çaresi vardır. Dönüşler...



Eee... Nereye bağlayacaksın?
Bilmem! Bilmeye ya da bağlamaya gerek var mı ki?
Bilmem!

...
Mesaj Açık
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...