Hakkımda

Fotoğrafım
Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Bi Olsa

Hani bazı havalar vardır: güneş, bir gösterir kendini bir çeker; bulut kapkara bir çöker üstümüze, bir kaybolur gözlerden. Yağdı yağacaktır yağmur. Yağsa da rahatlasa ortalık der dururuz. Nefes almak zorlaşır öyle sıkıntılı havada. Nemden bunalıp yakınırız şartlardan.

Böyleyiz işte biz! Memnun olamayız tamamıyla. Yetinemeyiz mevcutlarla. Eldekiler eksilmeye başlayınca bir bir, bu sefer döneriz tam tersine. Olabildiğince pişman, alabildiğince talepkar tiplere doğru yüz tutarız. Bencillik temel prensibimizmiş gibi hareket eder, bu durumdan gocunmayız.

Eğrisi doğrusu yoktur bunun. İçimizdekiyle dışımızdaki birbirine uyum sağlayana kadar yolumuz vardır. Yolumuz vardır var olmasına da yolculuk hevesi nerdedir. O da gelip yerleşti mi zihinlere, kimse tutamaz yerinde duramayan düşünceleri. Faaliyete geçmek için sabırsızlanan düşünceler uygun şartlarla buluştuğu an ne güneş ne yağmur ne fırtına ne nem; önemsiz kalır gözümüzde.

Ne demişler: Yolcu yolunda gerek!

30 Nisan 2012 Pazartesi

Yeniden... Yine :)

Bu ay yeniliklerin, yenidenliklerin ayı oldu. Hasretle beklenen buluşmalar gerçekleşti, özlenen şehirlerde nefes alındı. Kaldığı yerden devam edildi her sohbete, her yürüyüşe, her kolkola girmelere, her gülüşlere, her tatlı tartışmalara... Kısacası her şeyin eskisi gibi olduğu test edildi ve onaylandı. Bir zamanlar rutin olan aktivitelerin tekrarlanması damarda dolaşan kana bir hız kazandırdı. Duygular karmaşasında veda, sadece bir sonraki buluşmanın yakınlığını hatırlattı zihinlere. "Hayat bize güzel!" dedirtti sessiz bakışlar. Gözler bazen ağlamaklı olsa da aslında yaşananlar bir zamanların ertelenmiş rüyası gibiydi. Güzeldi her saatiyle geçirilen zaman. Özeldi yolculuğun sonu. Çok beklendi; fakat o ilk sarılma ile bir anda silindi hafızadan uzun bekleyiş. Yalnızca o an oldu mutluluğu arttıran.

Özlüyorsam Suç Mu? demiştim aylar önce. Hissettiklerimi en yalın haliyle yazmaya çalışmıştım. İşte şimdi mükafatımı almış, umudumu sonuna kadar haketmiş, istediğimi gerçekleştirmiş bulunmaktayım. Hala o yazıyı yazarkenki duygularımla hala aynı pozitifliğimle "İyi ki!" diyorum kendime. İyi ki, inanmayı bırakmamışım.

31 Mart 2012 Cumartesi

Baharmış Gelen

Bahar gelmiş, hoş gelmiş. Ağaçlar çiçeklenmiş, çiçekler çimenlerin arasından kendini göstermeye başlamış. Güneş göz kırpmakla kalmamış, ısıtmış içimizi. Yine geldim yamacınıza der gibi parıldamış. Baharı simgeleyen diğer belirtilerin de gözle görülür olması pek bir güzelmiş. Miş'te miş... Zaman bu konuya uymamış; yalnız bu sorun değlmiş. Önemli olan baharın her haliyle yanıbaşımızda olmasıymış. Bize düşen sadece gülümsemekmiş.

23 Mart 2012 Cuma

Hoştur ki

Bulutlar dağılır, rüzgar kesilir, karlar erir, yağmur diner, güneş açar. Pırıl pırıl bir gökyüzü merhaba der sana, uğurlar olsun der geçen günlere. Gözkırpan güzellikler değildir kıvılcımı oluşturan; fakat onlardır ateşi körükleyen. Büyük bir yangının ortasındadır duygular, yangın yeri düğün yeri gibidir. Yüzler değildir sadece gülümseyen, kalplerdir eşlik eden masalsı düşlere. Pencereden el sallayan sensindir yeniye ve eskiye. Gözlerindeki heyecan uzaktan bile okunabiliyorsa yolundadır her şey fazlasıyla. Durduk yere fısıldıyorsan benzer sözleri ulu orta, hoştur hayat sana.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Karanlığa Yol Alan Işık Vardır Hani

Yüzeyden sızan bir parça ışık derinliklere yayılır. Yayılırken beraberinde bir sürü yenilik getirir. Hissettirdiği sadece küçücük dokunuş değildir, tümünün yarattığı etkidir.
Karanlık korkutucu bir hal almamıştır belki; fakat ışıkla pek bir güzelleşir.
Karanlık deyip geçememek gerekir. Özünde yukarıdan gelen bir güzellik vardır.
Düşündükçe içinin huzur kaplanması işte o küçücük bir ışıktandır. Büyük etkilerinin sırası olduğunu ve zamanla yayıldığını bildiğindendir.
O bir parça ışık, büyük resmin yansımasıdır küçük resme. Küçük diye bir kavram yok olmaya hazırdır.
Bütün olmak kaçınılmaz hale gelmiş, birbiri içine geçmiştir parıltı ve karanlık. Yoğrulmuştur belirsizlik.
Manzara güzeldir aşağıdan. Keyfini çıkarmak şarttır. Önemli olan fark edebilmektir.

28 Ocak 2012 Cumartesi

Kelebeklerin Uçar


Her şey çok güzel gidiyordur. Şans hiç olmadığı kadar senin yanındadır. Midende bir karıncalanma vardır. Her yönden kendini iyi hissediyorsundur. Eline geçen fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek vazifen olmuştur. Küçücük bir noktadan başlayan huzur hissiyatı tüm hücrelerine yayılırken, heyecan ayrılmaz parçan haline gelmiştir. Çok mutlusundur, çok iyisindir, çok rahatsındır. Çoktur her şey sende. Çoktur her şeyin en iyisi. Kelebeklerin her biri kanatlanıp uçmak için sıraya dizilmiştir. Bir kelebek birden fazla çiçeği dolaşırken, şimdi birden fazlası senin etrafındadır. Güzel mi güzel kelebekler senin için kanat çırpıyorlardır. Onların seslerine karışmıştır yüreğinin sesi. Onlarla havalanmaya hazırdır hayallerin. Gülüşünün derinliklerinde keder yoktur. En içten gülümseyişini gösteriyorsundur dünyaya. Bazen kendin bile şaşırıyorsundur olanlara. Çabalarının sonuçlarını aldığını görüyorsundur. İç sesin bile sana karşı olmamaya başlamıştır. Kısacası her şey yolundadır. Olanlar olması gerektiği gibidir. Sana sadece ayları, günleri, saatleri dolu dolu geçirmek kalmıştır. Tüm bunlar ve daha fazlası varsa eğer, korkma sakın. Rüyada değilsindir. Gerçektir, hiç olmadığı kadar. Devamı gelecektir, tahmin etmediğin kadar. Olabilir yani, bu çok doğal :)  


9 Ocak 2012 Pazartesi

Unutulmayacak ve Yeri Dolmayacaklara!

Uzun zamandır aklımda olan; fakat fırsat bulamadığım, ertelediğim bir yazı olacak bu. Her zaman hissettiğim, şanslı olduğumu dile getirdiğim sevgili kıymetlilerim için bu yazı. Teşekkür, minnet yazısı…
Desteklerini eksik etmeyen canım arkadaşlarım, akrabalarım, ailem. Birkaç sözleriyle dahi farklı hisler uyandıran, çabalarını görmezden gelemeyeceğim değerli insanlara şükran bildirisi. Seçimlerimin doğruluğunu irdelememe gerek kalmaması, güzel insanların güzel yüreklerini görebilmek, pek çok şeyle değiştirilemeyecek kadar yoğun duygular, iyi niyet, karşılıksız el uzatma, ilgi… Bunların daha fazlası da var.
El uzatmak için ikinci defa düşünmeye gerek kalmaması… Beraber gülebilmek, beraber ağlayabilmek, beraber güçlenebilmek… Çoğalarak yerini koruyan sevgi, verilen değerlerin hissettirilmesi ve hissedilmesi… Daha ne olsun ki?
Önceleri daha uzun yazmayı planladığım bu yazıyı, bu kadarının bile yeterli olduğunu düşündüğüm için kısa kesiyorum. Benzer duyguları yaşayanlar anlarlar. İyi ki varsınız, iyi ki sizleri tanımışım, iyi ki…   

31 Aralık 2011 Cumartesi

Hoş Buldum Ben :))

Merhabalar sevgili blog arkadaşlarım. 
Merak edenler, yorumlarına cevap alamayanlar, yazılarımı özlemle bekleyenler, bloglarına uğramadığım diye alınanlar, aramıza yeni katılanlar, izlemeyi bırakmayanlar, övgü dolu sözler söyleyenler...
İyiyim, çok şükür yeni yıla çok çok güzel bir şekilde başlangıç yapıyorum. Bir daha bu kadar uzun süreli aranızdan ayrılmayacağımı umuyorum.
BuRCu burada! :) 'Ilımlı(!) Fısıltılar' yeniden nefes almaya başladı ;)   

2 Ağustos 2011 Salı

Başka Bir Tarif Bu

Olabildiğince sade bir adres tarif edeceğim sizlere. Hepimizin kullanabileceği, işimize yarabileceğini düşündüğüm ve hepimizin de az çok bildiği aslında.“İleride başkasına sorarsın.” geçiştirmeleri yok bu tarifte. “Kime sorsan gösterirler.” yalanı hele, hiç yok; çünkü insanlık(!) artık öylesine bencil ki sizin ‘o an’ı yakalamanızı istemeyebilirler. Adresi soran kişiye şaka yapıp kendince eğlendiğini sanan kişiler de yok bu güzergahta.
Kısacası geri dönüşe sebebiyet vermeyecek bir yolculuğa çıkışın başlangıcı yapılacak sadece. Bakın anlatıyorum, not alın bence. İlk iş olarak, derhal düşünce kuyusundan çıkıyorsunuz.
“Önce şöyle bir etrafa bakınayım, ne var ne yok, tehlike var mıdır” gibi söylentilere hiç takılıp kalmadan kuyudan uzaklaşmaya çalışın. İlk köşeden dönün hafif rahatlık sokağına. Orada biraz ilerleyin; ama düz gidin, sapmayın ara sokaklara, beklemeyin kuytu köşelerde.
Keşfe çıkmış edasıyla devam ederken yolculuğunuza, attığınız her adımın tadını çıkarın. Aldığınız nefesi hissederek verin dışarıya. Rutine bağlanmış bir faaliyet gibi olmasın bir sonraki nefes alışınız.
Siz şimdi rahatlığı her hücrenizde hissediyorsunuz diye gönlünüzden geçene ulaştığınızı sanmıyorsunuzdur umarım. Daha zamanı değil. Tam zırhlarınızı çıkarmaya yeltendiğiniz sırada bir bakmışsınız kötülükler caddesindesiniz. Hayatın kendisinin oyun olduğunu bildiğiniz halde onun size oyun oynadığını sanmaya başlayacağınız şekilde seyre devam etmek zorundasınız.
Bulunduğunuz cadde tehlikeli olsa da bu aşamaları geçmeniz gerektiğini bildiğinizden düşe kalka ilerleyeceksiniz. Başka çaresi yok. Bazen elinizden tutup kaldıran biri olacak bazen defalarca deneyerek kendiniz kalkacaksınız yerden. Bazen yürümek istemeyeceksiniz tekrar aynı yollarda, bazen ilk anki heyecanla devam edeceksiniz yola.
Temkinli olma mahallesine giriş yaptığınız zaman anlayacaksınız ki zırhlarınızı tamamen çıkarmak sizin için iyi olmayabilir. Yalnız, onları her zaman dışarıya göstermemek gerektiğini de hatırlatacaksınız kendinize. Burada yolculuğunuz keyif verici olma özelliğini yer yer geliştirecek. Ne kötülüklere ne iyiliklere sıkı sıkı tutunmamanız gerektiğini iyice öğreneceksiniz.  
Kendinizi aniden mutluluk durağındaki huzur köşesinde bulabilirsiniz. Yolu nasıl bulduğunuzu anlayamadan o noktadan uzaklaşabilirsiniz de. Bu yüzden, orada var olduğunuz sürece dolu dolu geçirmeye bakın dakikalarınızı. Her an kayıp gidecek gözüyle bakın o güzelliğe, tıpkı kötü havanın da her an dağılıp gitmesi gibi.
Düşünce kuyusuna düşerse yine yolunuz, telaş yapmayın lütfen. Daha nice mutluluk duraklarınız, huzur köşeleriniz olacak rahatlığın doruğunda olacağınız. Adresin hangi noktasında olursanız olun, hissetmeye çalışın. Esas değerli olan o. Hissedebilmek… 

26 Temmuz 2011 Salı

Gülümsetenlerden

Çocukluğumun pamuk şekerden sonraki en güzel armağanlarından biri o. Daha okula bile gitmiyorken annemle salı pazarına gidişimin en hoş anlarının hatıralarda kalan kısmı o. Köye gittiğimizde yoldan geçen amcadan evdeki herkese yetecek kadar tabağa aldığımız ve evde hazırladığımız tatlılık o.
Doğduğum şehirde tatmıştım onu ilk. Sürekli istediğim, dondurmadan bile daha çok sevdiğimdi. İlkokul yıllarımda taşındığımız şehirde yoktu başlarda, sonraları oraya da geldi. Üniversite için gittiğim şehirde de yoktu; ama buzdan yapılanı çıkmıştı. Sıcakta meyve suyu ile buzu karıştıran bir buluş gibi dükkanlardaki yerini almıştı. Şimdi başka bir şehirdeyim ve burada da çocukluk armağanım var. Hala o güzellikle sevinebiliyorum. Sıcak yaz günlerinin serinleticisi unvanını kaptırmış değil hala başka bir güzelliğe.
Evet evet, o dediğim bildiğimiz kar helvası. Kış mevsiminde dağlara açılan çukurlarda biriktirilen karların yaz mevsiminde çuvallarla piyasaya çıkışı ve satışa sunuşu. Sıkıştırılmış kardan bardak yardımıyla kazınan parçanın üzerine dut veya vişne şurubu ya da pekmez konularak nefis bir lezzet haline dönüşü.
Enfestir o, lezizdir o :) Daha ne diyeyim ki ben o’na? Güzel işte :) 

3 Temmuz 2011 Pazar

Şahane Duygular

Uzun yürüyüşler… Konuşmadan… Sessiz ve rahatlatıcı… 

Temiz hava, hafif yakan güneş, pırıl pırıl gökyüzü.

Etrafta cıvıldaşan kuşlar, inatla yürüyüşe eşlik eden köpekler.
Parktan gelen geçene “merhaba” diyen minikler, adeta oyunlarına davet eder tavırlar.

Bunaltıcı sıcağa rağmen artan mutluluk, neşenin serinlettiği ruhlar. 
Yeşil ve mavinin buluştuğu güzellikler, işte vazgeçilmez anlardan biri. 

Bize kalan ne peki? Tabii ki sadece :))

30 Haziran 2011 Perşembe

Anılarla Anlarda Mutlu

Dalga İzleri blogunda “Sizi ne mutlu eder?” diye sormuştu. Özlediğim her şeye kavuşmak beni çok mutlu ederdi. Özlediğim her şeyde beni mutlu eden bir özellik var ve ben onları hatırlayarak bile mutlu olabiliyorum.

Özlemlerimin fazlalığına bakıp da mutluluğu kaçırdığımı düşünmeyin. Mutlu olmak için fazla sebebe ihtiyaç duymuyorum. Her an gülümsemeye hazır bir haldeyim. Hatta anılar ve aralarından seçip hatırlanan anlar en çok mutlu edenler.      
Sevgili ayl-in mimlemiş bir de beni, “Anılar ve anıların yüklendiği eşyalar” demiş. Yukarıda yazdıklarıma bağlantılı olarak bu yazıda cevap vermek istedim.

Anılarımı yüklediğim belli bir eşya yok desem, aslında her şeyim anılara dair desem, bazen bir fotoğraf bazen bir melodi bazen bir şarkı bazen bir söz desem… Hepsinde biraz biraz yaşanmışlıkları buluyorum. Anılarımı canlandırıp yeniden yaşıyorum. Sonra ileriye gidip yarını yaşamaya çalışıyorum. Belki de bu yüzden bugünün kıymetini daha iyi anlıyorum ve yarın için bir umut beliriveriyor zihnimde.     

Mimi kimseye yollamıyorum bu seferlik. Huzurlu kalın… 

24 Haziran 2011 Cuma

Balonları Bıraksak Mı?

Elimizde bir balon kümesi olsa, her balon bir duyguyu ifade etse, bu duygular da olumsuzluklardan oluşsa...

Bir güzel şişirsek balonları, içlerine o duyguları üfleyerek... Sonra bıraksak iplerini, ellerimizden kayıp gitse balonlar...

Gökyüzündeki yerini alırken mutsuzluklarımız, kırgınlıklarımız, hüzünlerimiz, kızgınlıklarımız, umutsuzluklarımız; biz baksak sadece uzaktan...

Uzaklaşsa balonlarımız, uzaklaştıkça daha da küçülse onlara emanet ettiklerimiz...  

Geriye tebessüm kalsa yüzlerde... Yeni olumsuzluklara yer açılmış olsa hayatlarda...

Sadece kanat çırpışlarının sesi duyulsa yüreklerin... Gelecek güzelliklerin habercisi olsa bu sesler...

Ne dersiniz? Olumsuzlukları birer birer yerleştirsek mi balonlara? Sonra nazikçe uğurlasak mı?  

Mutluyum / mutlusun oyunu oynasak... Oynasak ve gerçek olsa... Neden olmasın? Bence olur, çok da güzel olur.    

19 Haziran 2011 Pazar

/ Seni Bekliyordum Cin :) /

Sevgili b3ngü beni mimlemiş. ‘Böyle bir şey olsa keşke’ diye aklımdan geçirdiğim ve ‘eğer olursa sonucunda da şöyle olur’ diyerek senaryoları tasarladığım bir konu zaten. O yüzden, cini görür görmez cümleye başlayacağımdan eminim. Dileğimin detayları bana kalsın, yazıya ipuçlarını dökeyim.

Mim konusu: Bir lamba cini çıksa karşınıza, "Dile benden ne dilersen sahip" dese, bir tek dilek hakkınız ve düşünmek için de bir saatiniz olsa;

1. Ne yaparsınız?
Hiç “hoş geldin, korktum, ürktüm, dua okuyayım, gözlerime inanamıyorum, bayılayım” gibi tepkiler vereceğimi sanmıyorum :) Nerede kaldın yahu’ yu bile dileğimi söyledikten sonra geriye kalan zamanıma saklardım. Mutluluğumu ifade edecek cümlelerin hepsinin sonuna teşekkürümü de eklerdim.

2. Ne dilersiniz?
Tek dilek hakkım olmasaydı, yaklaşık on maddeden oluşan bir liste sunabilirdim sayın cin’e. “Nereden geldim senin yanında” şeklinde söylenir miydi bilmem; ama çok sevaba girecekti yani o listeyi tamamlasa :) Sağlık olsun, sadece birinin olması bile benim için yeterli.

Yakın çevremin dileğimi tahmin edeceğinin farkındayım. Hatta onlar da benim için onu dilerlerdi. Düşüncede kalsa da şimdilik, bir gün olacak umarım. Bu öyle bir dilek ki; sadece beni mutlu ve huzurlu etmekle kalmayacak,  çevremin de yüzünü güldürecek. Bu dileğim gerçekleştiğinde en az benim kadar sevinecek değerli kişilerin varlığını hissetmek bile güzel.

Tam ipucu veremedim galiba; deyim yerindeyse havalara uçacağım bir şey, inanın. Cin’den sevdiklerim için de bir şeyler dilemeyi rica ederdim. Kabul etmezse üstelemezdim. Zor durumda kalmasın :)   

3. Dileğinizi seçmeniz kolay olur mu?
Evet, çok kolay olur. Zaten hazırda bir listem var. İçlerinden birinci sıraya koyduğum da belli. Zaman kaybetmeden dileğimi konuşmak için bir engelimiz olmazdı.

Ben de sizleri mimliyorum ;)

10 Haziran 2011 Cuma

Frizbi ile Eğlence

Her yerde oynardık eskiden onunla. Kırda, denizde, kumsalda… Başlarda havada kapmak zor olurdu. Zamanla daha iyi oynar hale gelmiştik. Birbirimize çaktırmadan arayı açardık. Yakalamak kadar, attığımız kişiye ulaştırabilmek de beceri isterdi. Rüzgarı hesaba katmayı da başarabildiysen tamamdı, bu iş olmuştu.

En çok denizde oynadığımızı severdim. Orda daha bir keyifli olurdu, sulu sulu :) Yakalayamazsan ya da atan kişi yönü şaşırırsa daha eğlenceli olurdu. Kırda ya da sahilde oynandığında peşinden koşmak zevkli gelmezdi. Denizde öyle değil ki, fırsat bu fırsat yüzeyim derdik. Aynı oyunu minik bir topla da oynardık; ama ikisinin de keyfi ayrıydı. Hala ayrı :)
Artık bir frizbimiz yok, ama topumuz var :) Frizbimiz olsaydı da oynasaydık. Atabildiğimiz kadar uzağa atsaydık. Hep oynasaydık, hep eğlenseydik.

5 Haziran 2011 Pazar

Bu Çark Böyle Dönüyor


Sevmek lazım bu hayatta, önce kendimizi sonra diğer kişileri. Sadece kişileri de değil aslında, sevebileceğimiz her şeyi sevmek lazım. Kimimiz ağaçları çiçekleri, kimimiz kuşları böcekleri, kimimiz denizi güneşi, kimimiz yağmuru geceyi, kimimiz kitabı, kimimiz interneti… Sevmekle başlayacak mücadele, sevdiğimiz için çabalayacağız çünkü.

Sevilmek lazım bu hayatta, önce kendimiz sonra ailemiz tarafından. Bu kadarla da bitmiyor ki; arkadaşlar, dostlar, diğer canlılar… Karşılık beklemeden sevmenin sonucu gerçekleşir bazen sevilmek, bazen de senin kontrolün dışında. Sevildiğin için daha güzel gözükecek dünya. Bir kuş kadar hafif olacaksın ayakların yere daha sağlam basarken.

Sevdik sevildik mi? Diyelim ki sadece seviyoruz, diyelim ki ikisi birden oluyor; hangisi olursa olsun umut devreye giriyor sonra. Umutsuz olmaz ki, yaşanmaz ki. Geleceğe dair bir umut olmalı ki yarına güzel uyanmak için sebebimiz olsun.  Umut olmalı ki belirsizliği ortadan kaldırabilmek için gücümüzü keşfedelim.

Keder girecek belki devreye. İstediğimiz gibi gitmeyecek belki işler. Hesaplarımız tutmayacak belki. Belki dediğime bakmayın illa ki olacak keder. Olmazsa sıkılırız zaten hep mutlu hep mutlu, nereye kadar. Başka hayatlara tanık olacağız, anlayacağız ki herkesin kendine göre bir kederi, aşmaya çalıştığı üzüntüsü, toparlamaya çalıştığı kırgınlıkları var.

Güce güç katma aşamasında devreye gözyaşı girecek bazen. Pes ediyorum derken bir bakmışız üstesinden gelmişiz. Bazen sevinçten bazen üzüntüden ağlayacağız. Kimi zaman o gözyaşlarının sonu kocaman bir gülücük olacak. Bazen gözyaşlarını kimse görmesin isteyecek, bazen ise onları silecek birini arayacaksın yanı başında.

En sona ne kaldı? Tümünün toplamı değil; ama en gereklisi. Huzurun vazgeçilmez arkadaşı. Evet evet, mutluluk. O olmazsa nasıl yaşanır olacak ki günlerimiz? Nasıl katlanırız yere düşmelerimize, sonunda mutluluk olmazsa? Yerden kalktığımızda yürümeye hatta koşmaya nasıl devam ederiz, mutluluğa ulaşacağımızı bilmez bu düşünceye inanmazsak?

Bu bir kısır döngü; ama sonuca varılamayanlardan değil. Elde edilenler kar, edilemeyenler bazen ulaşılmayı bekleyecek bazen geçmişte kalacak hayal. Kazanılanların hepsi bizim birer parçamız. Bazı duygular yitip giderken bazıları yeniden doğacak. Bu sayede hangi duygunun ne anlama geldiğini daha iyi anlayacak, var olanların kıymetini bileceğiz.

Çarkı döndüren biziz. Çarkın nasıl döndüğünü kabullenmekte tüm marifet. 

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Yolculukları Sever Misiniz?

Yolculuk yapmanın iyi kötü bir sürü özelliği vardır. Tek başınaysanız sıkılırsınız, uyursunuz, molalarda yalnız olmayan kişileri izler öylece bakarsınız. Beraberinizde birileri varsa eğer daha keyifli hale geliyordur muhtemelen. Uyku kaçıracak sohbetler, belki sesli söylenen şarkılar, dertleşmeler, saçma konular üzerine kafa patlatmalar, fotoğraf çekilmeler. Bunlar iyi olanlar, bir de yorgunluğu, konforsuzluğu, uykusuzluğu, şiş gözleri var.
Yolculuk esnasında yolun güzelliği sizi hayal kurmaya itebilir ya da boş ama derin bakarsınız çimenlere, ağaçlara, kuşlara, araçlara. Yolun sonunu o sırada göremezsiniz, gittikçe daha da uzar sanki; ama gitmeye engel değildir bu. Göz banyosu yaparak yola devam edilir. Sonu görmeden, dönemeçlerden geçerek sona doğru bir kaçış devam eder. Bazen gözleriniz ön cama takılır, ne kadar kaldığını tahmin edebilecek gibi takibe geçersiniz. O sırada ufukta gördüğünüz düz yolun viraj olduğunu yakınlaşınca anlarsınız ya da tam tersi.

Yolculuk kısa veya uzun, süresi fark etmeksizin etrafınızdakileri keşfedebildiğiniz takdirde güzelleşir. Gideceğiniz yere varana kadar başınızı öne eğdiğinizde aslında kaçırdığınız epey şey vardır. İyi kötü önemli değil, önemli olan kaçırmış olmanız. Gideceğiniz yeri güzel kılan bir sebep zaten vardır. Niye yolculuk sırasında da güzellikleri kucaklamayasınız? Rutin olarak geçtiğiniz evinize giden yolda bile her defasında başka bir durumla karşılaşmanız mümkün olabilir, daha önce dikkatinizi çekmeyen bir nesne o gün gözünüze batabilir.

Hayat bir yolculuk, gideceğimiz yeri bildiğimiz... Varış noktasını göremesek bile hangi ara yollardan geçersek geçelim hayatın güzel bir yolculuk olduğunu başımızı kaldırdığımızda anlayabiliyoruz. Yol kenarındakiler içimizdekileri canlandırıyor, yeni istekler uyandırıyor. Çevreye bakınmak, başkalarını dinlemek, uzun lafın kısası ‘geldik gidiyoruz’ şeklinde yaşamamak adeta bir kilit gibi. Anahtarı sizin elinizde olduğunu söylememe gerek yok değil mi?

Dünyada hiçbir yol kalp ile beyin arasındaki kadar uzun değildir.”  demiş Selma Lagerlöf. Uzun bir yolda sona odaklanmadan anın tadını çıkarmak en mantıklısı, gözden kaçırmayalım.   

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Kaçmaya Çalışsam, Kaçamasam...

Bir uçurtma olsam, eskilerden kalma. Üç adet kargının eşit şekilde hazırlanmasıyla elde edilen altıgen şeklinde, özene bezene hazırlanan kuyruğa sahip, upuzun ipe bağlı… El emeği olan bir uçurtma…

Düşüncesinin bile yüzleri gülümsettiği, serbest bırakıldığında uçup giden; ama kaçmasın diye ipi sımsıkı tutulan… Tutsak ve bir o kadar özgür…

Cıvıl cıvıl renklere sahip... Gökyüzünde salınırken aşağıdakilere ‘ben buradayım’ diyebilecek en canlı renklerle süslenen…

Uzaklaşıp gittikçe daha güzel süzülen uzun kuyruklu… Gökyüzünün her noktasının sefasını süren rengarenk bir büyü…

Giderken de dönerken de ipi yönlendirende güzel hisler uyandıran… Güneşli ve rüzgarlı havaların olmazsa olmazı… Rüzgarla dans ederken güneşte parlayan…

İşte o uçurtma ben olsam ya… 

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Mutluluk Kapınızda

Herkes tutturmuş bir mutluluk isteği, aldı başını gidiyor. 'Mutlu olmak istiyorum' diyenler ne istediklerini biliyorlar mı acaba? Mutlu olma kriterlerinin farkındalar mı? İyi hissetmek için ne bekliyorlar bu dünyadan böyle, senelerce erişemiyorlar?

Kundaktaki bir bebeğin altının temiz olması, etrafına neşe saçması ya da mışıl mışıl uyuması için yeterlidir. Daha başka beklentisi yoktur anne babasından. Dört beş yaşlarında bir çocuk, birkaç oyuncak sahibi olduğunda sevgiyle sarılır ailesine. Sokakta daha fazla kalabilme istediği dışında olağan şeyler beklemez. Peki yaşı biraz daha büyültsek öyle olur mu dersiniz? Hele ki bu devirde, her şeye sahip olma yaşı gün geçtikçe küçülürken. Ne mümkün ortaokula giden bir çocuğu memnun etmek, lisedeki gencin sınırlarını ailesinin sınırları ile örtüştürmek. Üniversiteye giden bireyden örnek vermeye bile gerek yok, her şeyin acısını çıkartırcasına hoyrat davranmak çekici gelir ona.

Ne gençlerin arzuları biter ne ailelerin endişeleri.  Baskıcı olmayan, ölçülü ailelerde durum farklıdır zaten, onlar konu dışı. Nesiller arası farklar büyüyor; bunun yanında çağ ilerledikçe beklentiler de büyüyor. Artık memnuniyet sınırı uç noktalarda. O kadar az insan var ki elindekiyle yetinebilen, çok şükür diyebilen. Bu sebepten dolayı mutsuz insan sayısı artıyor. Hoşnutsuzluk okunuyor gözlerden. ‘Aradığım sadece mutluluk’ diyor çoğu kişi; ama mutlu olmamak adına da özel bir çaba harcıyor sanki. Az olan sevindirmiyor, yüzleri somurtulmaktan kurtaramıyor.

Ben naçizane derim ki; küçücük detaylarla bile gülümsemeyi bırakmayın. Büyük beklentiler peşinde koştururken ıskaladığınız güzelliklere bir kere dönüp göz kırparsanız mutluluk elinizi tutmaya devam edecektir. Es geçmeyin …ları. 
Üç noktaların gizemi sizde.
Boşluğu doldurmak elinizde ;) 
Mutluluğa hoş geldin demek yok mu? 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...