Hakkımda

Fotoğrafım
Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.
Çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2011 Salı

Gülümsetenlerden

Çocukluğumun pamuk şekerden sonraki en güzel armağanlarından biri o. Daha okula bile gitmiyorken annemle salı pazarına gidişimin en hoş anlarının hatıralarda kalan kısmı o. Köye gittiğimizde yoldan geçen amcadan evdeki herkese yetecek kadar tabağa aldığımız ve evde hazırladığımız tatlılık o.
Doğduğum şehirde tatmıştım onu ilk. Sürekli istediğim, dondurmadan bile daha çok sevdiğimdi. İlkokul yıllarımda taşındığımız şehirde yoktu başlarda, sonraları oraya da geldi. Üniversite için gittiğim şehirde de yoktu; ama buzdan yapılanı çıkmıştı. Sıcakta meyve suyu ile buzu karıştıran bir buluş gibi dükkanlardaki yerini almıştı. Şimdi başka bir şehirdeyim ve burada da çocukluk armağanım var. Hala o güzellikle sevinebiliyorum. Sıcak yaz günlerinin serinleticisi unvanını kaptırmış değil hala başka bir güzelliğe.
Evet evet, o dediğim bildiğimiz kar helvası. Kış mevsiminde dağlara açılan çukurlarda biriktirilen karların yaz mevsiminde çuvallarla piyasaya çıkışı ve satışa sunuşu. Sıkıştırılmış kardan bardak yardımıyla kazınan parçanın üzerine dut veya vişne şurubu ya da pekmez konularak nefis bir lezzet haline dönüşü.
Enfestir o, lezizdir o :) Daha ne diyeyim ki ben o’na? Güzel işte :) 

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Saklambaç Başlasın!


Karar versek saklambaç oynamaya. Önce ebeyi seçsek, sonra o gözlerini kapatsa ve saymaya başlasa. Hepimiz kaçışsak, saklansak bir yerlere. “Önüm arkam sağlım solum sobe, saklanmayan ebe” diye seslenip açsa gözlerini ve bakınmaya başlasa etrafa. O uzaklaştıkça biz onun arkasından çevirdiğimiz oyunu sergilemeye başlasak. Başta seçtiğimiz ebeyi tekrar ebe yapma çalışmalarımız başarıyla sonuçlansa. O biraz bozulsa bize; yine de yumsa gözlerini yeniden. Aynı oyunu yeniden oynasak ona. Bu sefer kanmasa bize, itiraz etse. Yeni bir ebe seçmek için bir kere daha oynamaya ikna etsek ve aramızdan birini sobelese. Sobelenen, arkasından çevrilecek oyunu bildiği halde çaresiz kapatsa gözlerini ve başlasa saymaya. Tahmin edildiği gibi kimseyi sobeleyemese ve bu oyun böyle sürüp gitse. Saklambaç sona erdiğinde; kandırılmanın verdiği kırgınlığı, kandırmanın getirdiği sevinç yapıştırsa ve yüzler gülse. Başka bir gün yinelense bunlar. Saklambaç oynamak için başlasak, oyun içinde oyun oynasak. Oynasak ya sadece!

6 Temmuz 2011 Çarşamba

/ Anlarım ve Çalışmalarım Olsun Yeter /

Sevgili b3ngü ve googhan mimlemişler beni, teşekkürlerimi sunuyorum. Bu konu hakkında da fazla düşünmeme gerek olmadı.   

Yeni mim konusu: “Evinizde yangın çıksa ve tek bir eşya kurtarmak zorunda kalsanız neyi kurtarırdınız?”

Cevabım hazır: Kesinlikle bilgisayarım. Sebebi sorulmamış gerçi; ama ben kısaca bahsedeyim. Bilgisayarım fotoğraflarıma ve dokümanlarıma sahip çıkıyor. Onu kurtardım mı yeniden başladığım hayatta sıkıntı çekmem. Gerekli bilgiler yanımda olacak. 
İlk yaş günümden...
Bir de bilgisayarımda tamamı bulunmayan çocukluk fotoğraflarımın da bulunduğu albümlerimizi kurtarmak isterdim ki tek bir eşya denildiği için bilgisayarımın çantasını önceden onlarla doldurmuş olmayı umut ediyorum. Bu mümkün gözükmese de en azından bilgisayarımı onların arasına yerleştirip uzaklaşmam lazım evden. Diğer her eşya, parayla satın alınabilecek nitelikte. Onları geri kazanabilirim; fakat hatırlanmaya değer zamanlarımızın özeti olan albümlerimizi geri getirecek bir miktar yok. O albümler sadece benim ya da kardeşimin değil, annemle babamın da çok güzel anlarına şahitlik ediyor; hatta akrabalarımız ve tanıdıklarımızın da.

Çok önemli bir not düştü aklıma. Albümlerimizi her ihtimale karşı kopyalamalıyız. Bunu kısa sürede yapmam gerek :) Ne olur ne olmaz…

Bu arada eşya olarak kısıtlandığından dolayı evde tek başıma olduğumu ya da evde bulunan kişilerin kendini kurtarabileceğini varsayıyorum.

Ben de sizleri mimliyorum ;)

24 Haziran 2011 Cuma

Balonları Bıraksak Mı?

Elimizde bir balon kümesi olsa, her balon bir duyguyu ifade etse, bu duygular da olumsuzluklardan oluşsa...

Bir güzel şişirsek balonları, içlerine o duyguları üfleyerek... Sonra bıraksak iplerini, ellerimizden kayıp gitse balonlar...

Gökyüzündeki yerini alırken mutsuzluklarımız, kırgınlıklarımız, hüzünlerimiz, kızgınlıklarımız, umutsuzluklarımız; biz baksak sadece uzaktan...

Uzaklaşsa balonlarımız, uzaklaştıkça daha da küçülse onlara emanet ettiklerimiz...  

Geriye tebessüm kalsa yüzlerde... Yeni olumsuzluklara yer açılmış olsa hayatlarda...

Sadece kanat çırpışlarının sesi duyulsa yüreklerin... Gelecek güzelliklerin habercisi olsa bu sesler...

Ne dersiniz? Olumsuzlukları birer birer yerleştirsek mi balonlara? Sonra nazikçe uğurlasak mı?  

Mutluyum / mutlusun oyunu oynasak... Oynasak ve gerçek olsa... Neden olmasın? Bence olur, çok da güzel olur.    

10 Haziran 2011 Cuma

Frizbi ile Eğlence

Her yerde oynardık eskiden onunla. Kırda, denizde, kumsalda… Başlarda havada kapmak zor olurdu. Zamanla daha iyi oynar hale gelmiştik. Birbirimize çaktırmadan arayı açardık. Yakalamak kadar, attığımız kişiye ulaştırabilmek de beceri isterdi. Rüzgarı hesaba katmayı da başarabildiysen tamamdı, bu iş olmuştu.

En çok denizde oynadığımızı severdim. Orda daha bir keyifli olurdu, sulu sulu :) Yakalayamazsan ya da atan kişi yönü şaşırırsa daha eğlenceli olurdu. Kırda ya da sahilde oynandığında peşinden koşmak zevkli gelmezdi. Denizde öyle değil ki, fırsat bu fırsat yüzeyim derdik. Aynı oyunu minik bir topla da oynardık; ama ikisinin de keyfi ayrıydı. Hala ayrı :)
Artık bir frizbimiz yok, ama topumuz var :) Frizbimiz olsaydı da oynasaydık. Atabildiğimiz kadar uzağa atsaydık. Hep oynasaydık, hep eğlenseydik.

24 Şubat 2011 Perşembe

Çocukluğu Yeniden Yaşamak

Ne güzeldi sadece bir oyuncak derdinde olduğum günler. 
Sokakta, evde, karşılıklı balkonlarda oynadığımız oyunların tadı nerede var ki şimdi. O zamanlar kurduğumuz hayallerin gerçek olabileceğine ne kadar inanıyorsak şimdi tam tersi; umutlarımız kaybolmuş.  

Öyle bir gerçek var ki hala pamuk şeker yerken çocukluğumu anımsayıp geri dönme şansım olsa diyorum. O masum dünyada yaşıyor olsam. 
İnsanların art niyetlerinden, fesatlıklarından, düşüncesizliklerinden, duygudan yoksunluklarından bihaber kalsaydım.  

Büyümek iyi güzel hoş da kaybettiğimiz masumiyetin hesabını kim verecek? Taşlaşan kalpleri kim yumuşatacak? 
İçimizdeki ufaklığı kim uyandıracak?  

Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıda boğulmak istercesine 
geri dönmek istiyorum çocukluğuma…  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...