Hakkımda

Fotoğrafım
Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.
Mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2011 Pazartesi

Rolünü İyi Oyna

İzlediğiniz filmleri hatırlayın. Kimi güzel kimi kötü bir sonla biter. Nasıl bir şekilde sonlanacağını daha ortalarındayken tahmin ettikleriniz ya da aklınıza gelen ihtimallerden farklı bir şekilde sonlananlar olur. “Böyle bir son da olmaz ki, havada kaldı” dedikleriniz veya “Olaydan çok koptular, o kısım da nereden çıktı” dedikleriniz vardır. Bazı filmler birbirine benzerdir, bazıları ise özgün bir konuya sahiptir. Her film herkese aynı duyguları aşılamaz, aşılayamaz. Aynı film farklı kişilerde değişik hisler uyandırabilir.

Şimdi filmlerin yerinde hayatlarınızı yerleştirin. Kendinizin, çevrenizdekilerin, hiç tanıyamadıklarınızın… Zaman zaman benzer durumlar yaşanır farklı kişilerin hayatlarında, bazen birinin ağırlığını diğerinin anlayamayacağı durumlar. Çoğu kişi kendisinin durumunu daha çekilmez bulur. Bir başkasının neler hissettiğinden habersiz kendi yaşamına devam eder.
Hayatlarınız bir film gibi değil mi aslında? Herkesinki başlı başına bir film değil mi zaten? Yönetmeni, senaristi, oyuncuları, konusu, başlangıç ve sonları farklı; izlenen filmler gibi gelmiyor mu size de?

“E o zaman, herkese mutlu sonla biten bir film şansı sunulmuş olmuyor ki” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, her kişiye mutlu sonla biten bir film şansı sunulmuyor olabilir; ancak bu demek değildir ki bu kişiler yaşamlarının hiçbir aşamasında mutlu olmuyorlar. İnişli çıkışlıdır hayatlar, güzellikler kadar çirkinlikler de vardır. “Şanslı doğmuş” diyerek nitelendirdiğimiz kişiler acınası hale gelebiliyorlar. Neyin ne zaman geleceği, gideceği belli olmuyor.

Bizlere verilen birer senaryo,  başrol biziz kendi oyunumuzda. Başkalarının oyununda yardımcı oyuncu ya da figüranız belki de. Yönetmenimiz yine kendimiz miyiz, buna emin olamıyorum. İkinci yönetmen daha etkili olabiliyor kimi zaman.

Şartlar ne getirirse getirsin unutmamız gerekenler var. Hangi evrede olacağı bilinmez; fakat eninde sonunda mutluluk, huzur gibi kavramlar herkesi bulacak. Havada kaldığını sandığımız durumlar elbet bir sonuca bağlanacak.

Bu hayatta kahkahalar dolusu gülmek de var, tabiri caizse salya sümük ağlamak da. Hiçbir şekilde sahip oldukları ile yetinemeyenler de yaşadığını düşünüyor, her koşulda huzurlu olmayı başarabilenler de. Kendini mutlu etmenin sırrı çevrendekileri mutlu etmekten geçiyor mantığını görebilenler de var, ben mutluysam sorun yok diyebilenler de.  

Her anın tadını çıkarabilmeyi, her şeye rağmen gülümseyebilmeyi, yaşanmışlıkları tebessümle hatırlayabilmeyi ve onlardan iyi kötü dersler çıkarabilmeyi unutmayın lütfen. Her koşulda hatırlayın: Filminizin başrol oyuncusu sizsiniz, yönetmeni de siz olmalısınız.

9 Mart 2011 Çarşamba

Kendime Geldim

Yakın zamanda yaşamanın güzelliklerinden vazgeçmeye doğru ilerlerken şu an bu kadar iyi hissedeceğimi bilemezdim. Bunu nasıl başardım kısmına yer vereceğim elbet; fakat izin verin ruh halimden biraz bahsedeyim.

Gökyüzünde her şeye meydan okurcasına kanat çırpan bir kuş kadar özgür, annesi mamasını yedirip altını temizlediğinde karnı doyan küçük bir bebek kadar mutlu, babası onu havaya attığında tutulacağına emin olan çocuk kadar güvende, çocuklarını ayağı yere sağlam basan birer evlat olarak yetiştiren ebeveyn kadar huzurlu ve daha fazlası…

Üzerimdeki kötü havayı atmak için bir kıvılcım gerekli idi. Bazen bir dost bunu başarır, bazen bir müzik, bazen bir film, bazen de eski bir anı. Bugün de bunlardan biri oldu. Sabah uyandığımda bir film izledim ve kendim için bir şey yapmış oldum. Adeta silkelendim.

Muhteşem bir filmdi, 127 Saat. Yaşanmış bir hikaye olmasının yanında Aron Ralston’ nın azmi, mücadelesi insanı düşündürüyor doğrusu. Gerçek bir hayatın anlatılıyor olması filmde kendimi aramama sebep oldu.

Etkilemek ne kelime; büyüledi resmen beni. Etkisinden çıkmayı hiç düşünmüyorum. Tam zamanı yerden kalkmanın, başka kıvılcıma gerek yok, en azından şimdilik.

Filmde bir an geliyor karakterimiz pes ediyor, biraz durup birden soğukkanlılığına kavuşup yeniden işe koyuluyor. Hala yaşıyorsa ve bundan ders çıkarabiliyorsam, sanırım ben de soğukkanlılığıma kavuştum yeniden.

Son olarak filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Beğeneceğinize eminim diyebilirim.

Aron Ralston,
Ailesi ile birlikte yeniden;
Sevdikleri ile mutlu;
Eşi ve oğlu var.
Biz niye başaramayalım? 
Niye??
*Aron Ralston anlatıyor* ...dinleyin, kendisi ne diyor ;)


Gerekçelerimiz yok mu??
Yeterince istemiyor muyuz!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...