Bir önceki yılın gerçekten güzel geçtiğine inandığın ve yenisinin de aynı hızla ilerleyeceğini hissettiğin kaç ardarda yıl vardır ki hayatta?
Söyle bana hayat; bu şans iyi değerlendirilebildiği sürece mi verilir insana, yoksa düşünceleri umut dolu olduğu için mi?
Bıraksana sebep sonuç ilişkisini! Neticeyi yaşamaya devam et tüm isteğinle...
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir yıl ardından değerlendirme yazısı yazamadan ve yeni yıldan beklentileri dillendiremeden bir ay geçti bile. "Bu ne hız hayat" demiyorum diyemiyorum; zira o hıza ayak uydurmak ayrı bir zevk veriyor, coşku ahenkleniyor.
Beklentilerin asılı olduğu çitanın devamlı uzaması; 'yeni hedefler belirlemek, parametreleri arttırmak, kıstasları gözden geçirmek gibi terimlerin değerlendirilmesini zorunlu kılması' hareketi eksik etmiyor yaşamdan.
Söylesene gece: Gündüzü kıskanıyor musun bunu öğrenince. Ya da sen söyle gündüz: Gecenin dinginliğine göz dikiyor musun zaman zaman.
Peki sen yağmur damlası! Neden vuruyorsun hırçınca pencereye? Ne anlatmak istiyorsun heyecanla?
Yürümeyin düşler, koşun! Rüzgarı da alın yanınıza ve ilerleyin.
Hakkımda
- BuRCu
- Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.
25 Ocak 2013 Cuma
6 Aralık 2012 Perşembe
Doğru Ya!
- Hatırlamak istemli mi yapılırdı istemsiz mi?
+ İkisine de denk geldiğim oluyor. Sadece hangisinin unutmaktan daha incitici olduğuna dair net bir delil sunamıyorum.
- Unutmak ve incinmek aynı cümlede yer almamalı bence. Zira unuttuğun her neyse, zaten incinmemek için tercih ettiğin değil midir?
+ Öyle sanıyorum ki haklısın. Yalnız hatırlamakla unutmanın arasında her zaman fark, her zaman bağıntı, her zaman çelişki olacak.
- Olabilir. Bu, iki eylemi yapmamıza ya da yapmamamıza engel değil ki.
+ Yani sen diyorsun ki unut; ama hatırla, hatırla; ama unut.
- Kısacası: Canın nasıl isterse!
+ İkisine de denk geldiğim oluyor. Sadece hangisinin unutmaktan daha incitici olduğuna dair net bir delil sunamıyorum.
- Unutmak ve incinmek aynı cümlede yer almamalı bence. Zira unuttuğun her neyse, zaten incinmemek için tercih ettiğin değil midir?
+ Öyle sanıyorum ki haklısın. Yalnız hatırlamakla unutmanın arasında her zaman fark, her zaman bağıntı, her zaman çelişki olacak.- Olabilir. Bu, iki eylemi yapmamıza ya da yapmamamıza engel değil ki.
+ Yani sen diyorsun ki unut; ama hatırla, hatırla; ama unut.
- Kısacası: Canın nasıl isterse!
2 Aralık 2012 Pazar
Ruha Yolculuk
Yine yağmur düştü bir şehre! Yine pencereler buğulandı gözler gibi. Ve yine temizlendi sokaklar yürekler gibi. Damlaların mırıltısı, rüzgarın nameleri, göğün gürültüsü; alıverdi aklı bedenden. Salınıverdi düşünceler tutsak oldukları zihinlerden.
Ne manalı yağıyor bu yağmur. Ne manalı akıtıyor yaşlarını bulutlar. Oysa amacı yalnızca kış mevsiminin daimliğini belgelemek.
Hız kesmiyor zamanla, durulmuyor. Israrla devam ediyor vurmaya camlara ve ürkütüyor bazen. Sonra biraz ara veriyor gürlemeye, diniyor. Öylesine bir rahatlık oluşuyor ki doğada, hoşnut ediyor herkesi.
Yine düşüyor sonra o şehre yağmur! Yine umursamıyor başka bir şeyi. "Dinle!" diyor sana, sadece "Dinle!". Beni, benim sayemde kendini, içini...
Duyuyor musun sahi!
Ne manalı yağıyor bu yağmur. Ne manalı akıtıyor yaşlarını bulutlar. Oysa amacı yalnızca kış mevsiminin daimliğini belgelemek.
Hız kesmiyor zamanla, durulmuyor. Israrla devam ediyor vurmaya camlara ve ürkütüyor bazen. Sonra biraz ara veriyor gürlemeye, diniyor. Öylesine bir rahatlık oluşuyor ki doğada, hoşnut ediyor herkesi.Yine düşüyor sonra o şehre yağmur! Yine umursamıyor başka bir şeyi. "Dinle!" diyor sana, sadece "Dinle!". Beni, benim sayemde kendini, içini...
Duyuyor musun sahi!
13 Kasım 2012 Salı
Sinyalleri Vermeli
Ne demişler?
...
Ne hakkında?
Hani derler ya.
Ne zaman?
Yok! Giriş böyle olursa sonuca bağlanmaz konu. Baştan alalım.
Hayat çok şey öğretir insana, aynı zamanda çok da ezber bozar kararlılıklar karşısında. Elle tutulur gözle görülür sebepleri yoktur sana sunabileceği, sen yakalamak istersin ucundan bir yerden; yine de yeterli gelmez mantıklı davranmaya.
Bir karar verirsin, arkasında durursun, inat edersin. Bir bakmışsın tam tersine meyletmişsin, uzaklaşmaya başlamış düşüncelerin peşi sıra. Başına buyruk olmasınlar toparlayayım dersin, mümkün mü? Çoktan kaçırmışsındır treni. Haydi bakalım! Bir adım geri...
Silkelenirsin bir gün, olur olmaz davranışlar sergilememeye odaklanırsın. İraden güçlüdür, hissettirirsin onu karşındakilere. Sevinebilirsin! Bir adım ileri...
Denge kurduğunu sanar, rahatlığa erişirsin. Bir anlık boşluk seni sendelemeye itecektir, bilirsin; ama harekete geçmezsin. Kontrol altındadır her şey, standarttır koşullar.
Aniden sorgulama evresi devreye girer ve adeta zorlarsın kendini, olamayacak olanı hayal etmeye. Nedeni, niçini, nasılı olmaz o an. Var olan tek şey soru ve cevaptır. Sorarsın, cevaplarsın... Değişik yönlerden bakıldığında değişik boyutlarda gözüken piramidin vardır elinde, çözemezsin.
Adım atarsın, geri döner arkanı toplarsın, koşmaya başlarsın, tökezlersin. Hep olur, doğal karşılarsın.
İkna edersin ve aynı yeteneği kendi beynine hükmettirecek kadar konuşturamazsın. Tamamen isteklilik halinin fiiliyata dönüşmesine bağlı olan bu aktivite can sıkar aynı rotada takılı kaldığında. Olsun! Onun da çaresi vardır. Dönüşler...
Eee... Nereye bağlayacaksın?
Bilmem! Bilmeye ya da bağlamaya gerek var mı ki?
Bilmem!
...
...
Ne hakkında?
Hani derler ya.
Ne zaman?
Yok! Giriş böyle olursa sonuca bağlanmaz konu. Baştan alalım.
Hayat çok şey öğretir insana, aynı zamanda çok da ezber bozar kararlılıklar karşısında. Elle tutulur gözle görülür sebepleri yoktur sana sunabileceği, sen yakalamak istersin ucundan bir yerden; yine de yeterli gelmez mantıklı davranmaya.
Bir karar verirsin, arkasında durursun, inat edersin. Bir bakmışsın tam tersine meyletmişsin, uzaklaşmaya başlamış düşüncelerin peşi sıra. Başına buyruk olmasınlar toparlayayım dersin, mümkün mü? Çoktan kaçırmışsındır treni. Haydi bakalım! Bir adım geri...
Silkelenirsin bir gün, olur olmaz davranışlar sergilememeye odaklanırsın. İraden güçlüdür, hissettirirsin onu karşındakilere. Sevinebilirsin! Bir adım ileri...
Denge kurduğunu sanar, rahatlığa erişirsin. Bir anlık boşluk seni sendelemeye itecektir, bilirsin; ama harekete geçmezsin. Kontrol altındadır her şey, standarttır koşullar.
Aniden sorgulama evresi devreye girer ve adeta zorlarsın kendini, olamayacak olanı hayal etmeye. Nedeni, niçini, nasılı olmaz o an. Var olan tek şey soru ve cevaptır. Sorarsın, cevaplarsın... Değişik yönlerden bakıldığında değişik boyutlarda gözüken piramidin vardır elinde, çözemezsin.
Adım atarsın, geri döner arkanı toplarsın, koşmaya başlarsın, tökezlersin. Hep olur, doğal karşılarsın.
İkna edersin ve aynı yeteneği kendi beynine hükmettirecek kadar konuşturamazsın. Tamamen isteklilik halinin fiiliyata dönüşmesine bağlı olan bu aktivite can sıkar aynı rotada takılı kaldığında. Olsun! Onun da çaresi vardır. Dönüşler...
Eee... Nereye bağlayacaksın?
Bilmem! Bilmeye ya da bağlamaya gerek var mı ki?
Bilmem!
...
Yani:
İleri Geri,
Karmaşa,
Sorular,
Yaşanmışlık
7 Ekim 2012 Pazar
Bir Delinin Günlüğü
Bilemedim, bilmek istemedim. Sadece ayak uydurdum ansızlıklara. Anlık mutluluklardı onayladıklarım. Densizliklere sırt çevirmekti yapmaya çalıştığım.

Neticede odaklanılması gereken sonuçlar ise eğer; katkılarını kabullenmekti içimden geçen...

Neticede odaklanılması gereken sonuçlar ise eğer; katkılarını kabullenmekti içimden geçen...
Yüzüm gülüyor, içim düşünüyor, gözlerim dalıyor. Başa dönersek yine mutluluk, yine huzur.
Bazen bir kazanç uğruna bir bedel ödenir; bazen ödenen bedele karşılık kazanç sağlanırmış. Bu döngünün parçası olmak istem dışı gelişen beyin oyunlarına boyun eğmenin göstergesiymiş.
14 Eylül 2012 Cuma
Geçen Zamana Hediye
Bir ailenin varoluşu… 31 yıl önce birbirinden etkilenen bir çift; kaçamak bakışlar, mektuplaşmalar, gizli buluşmalar; 28 yıl önce nişanla ilan edilen aşk, hayran bırakan inat, sabırlı bekleyiş; 25 yıl önce düğünle resmileşen mutluluk, bitmez bir sevgi, sırt sırta geçirilen ömür yarısı, dünyaya getirdikleri bir kız bir erkek...
Yazmaya gelince ne kadar da hızlı
ilerliyor. Oysa ki onlar kavuşmak için çok çabalamış, sağlam temeller üzerine
kurulacak olan bir yuva için çok fedakarlık yapmışlar. Yıllar yıllı sade ve
sadece dünyadaki en değerleri varlıkları -çocukları için- nefes almaya
zorlamışlar kendilerini. Başarmışlar da…
Onlar çocuklarının gözünde en
anlayışlı, en bonkör, en vefakar olmayı başarabilmişler. Yeri gelmiş
sarsıntılara maruz kalmışlar ailecek, yeri gelmiş zirveden izlemişler hayattaki
kazançlarını; lakin değişmeyen tek şey dört duvar arasında sıkışıp kalan
huzurları olmuş.
Şimdi nefesleri ayrı şehirlerde
can bulsa da özlemleri hep güçlü kalmaya devam ediyormuş. Çünkü onlar
birbirlerine kızsalar da kızmasalar da hiçbir şey birbirlerini sevmelerine
engel olamıyormuş.
İşte benim annem babam vesilesiyle
sahip olduğum dünya nimetlerinin başlangıç noktası ve ilerleyişi… Dört kişilik
çekirdek ailenin kocaman akraba dünyasında mini minnacık yazıdaki yeri…
Onların günüydü 13 Eylül… Nice sağlıklı, huzurlu, şen şakrak günlere…
Onların günüydü 13 Eylül… Nice sağlıklı, huzurlu, şen şakrak günlere…
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Büyülü Bir Şey
Büyüsü vardır her şeyin. Kimisinin
az kimisinin çok… O büyü içine çeker ve giderek daha etkili hale gelir. Öyle zamanların
birinde bir ok saplanıverir büyünün en geniş ferahlığına. Yerle bir olabilir
düşüncelerin. Bu durumda susar oturursun yerine. Çekilirsin köşene. Sessizliğin
çok şey anlatmak istese de duyulmadıkları sürece hiçbir anlam ifade etmez.
Havada uçuşur tüm düşüncelerin; yere inebilen olmaz. Yine de kanatlanıp süzülürler öylece. Konacakları yeri bilemez halde ilerlerler kuytu köşelerde. Uçup uçup geri dönerler ait oldukları yere, sahiplenilmeyi bekleyerek.
Büyü kaybolur mu dersiniz? Bana sorarsanız sanmam. Varlığını koruyan oldukça hissettirir o kendini. Bazen yoğun bazen daha yoğun; mutlaka yoğun. Öyle olduğu için büyü zaten. Etkisine kolayca alabildiği ve bırakmadığı için yakanızı…
Havada uçuşur tüm düşüncelerin; yere inebilen olmaz. Yine de kanatlanıp süzülürler öylece. Konacakları yeri bilemez halde ilerlerler kuytu köşelerde. Uçup uçup geri dönerler ait oldukları yere, sahiplenilmeyi bekleyerek.
Büyü kaybolur mu dersiniz? Bana sorarsanız sanmam. Varlığını koruyan oldukça hissettirir o kendini. Bazen yoğun bazen daha yoğun; mutlaka yoğun. Öyle olduğu için büyü zaten. Etkisine kolayca alabildiği ve bırakmadığı için yakanızı…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

