Ne demişler?
...
Ne hakkında?
Hani derler ya.
Ne zaman?
Yok! Giriş böyle olursa sonuca bağlanmaz konu. Baştan alalım.
Hayat çok şey öğretir insana, aynı zamanda çok da ezber bozar kararlılıklar karşısında. Elle tutulur gözle görülür sebepleri yoktur sana sunabileceği, sen yakalamak istersin ucundan bir yerden; yine de yeterli gelmez mantıklı davranmaya.
Bir karar verirsin, arkasında durursun, inat edersin. Bir bakmışsın tam tersine meyletmişsin, uzaklaşmaya başlamış düşüncelerin peşi sıra. Başına buyruk olmasınlar toparlayayım dersin, mümkün mü? Çoktan kaçırmışsındır treni. Haydi bakalım! Bir adım geri...
Silkelenirsin bir gün, olur olmaz davranışlar sergilememeye odaklanırsın. İraden güçlüdür, hissettirirsin onu karşındakilere. Sevinebilirsin! Bir adım ileri...
Denge kurduğunu sanar, rahatlığa erişirsin. Bir anlık boşluk seni sendelemeye itecektir, bilirsin; ama harekete geçmezsin. Kontrol altındadır her şey, standarttır koşullar.
Aniden sorgulama evresi devreye girer ve adeta zorlarsın kendini, olamayacak olanı hayal etmeye. Nedeni, niçini, nasılı olmaz o an. Var olan tek şey soru ve cevaptır. Sorarsın, cevaplarsın... Değişik yönlerden bakıldığında değişik boyutlarda gözüken piramidin vardır elinde, çözemezsin.
Adım atarsın, geri döner arkanı toplarsın, koşmaya başlarsın, tökezlersin. Hep olur, doğal karşılarsın.
İkna edersin ve aynı yeteneği kendi beynine hükmettirecek kadar konuşturamazsın. Tamamen isteklilik halinin fiiliyata dönüşmesine bağlı olan bu aktivite can sıkar aynı rotada takılı kaldığında. Olsun! Onun da çaresi vardır. Dönüşler...
Eee... Nereye bağlayacaksın?
Bilmem! Bilmeye ya da bağlamaya gerek var mı ki?
Bilmem!
...
Hakkımda
- BuRCu
- Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.
13 Kasım 2012 Salı
Sinyalleri Vermeli
Yani:
İleri Geri,
Karmaşa,
Sorular,
Yaşanmışlık
7 Ekim 2012 Pazar
Bir Delinin Günlüğü
Bilemedim, bilmek istemedim. Sadece ayak uydurdum ansızlıklara. Anlık mutluluklardı onayladıklarım. Densizliklere sırt çevirmekti yapmaya çalıştığım.

Neticede odaklanılması gereken sonuçlar ise eğer; katkılarını kabullenmekti içimden geçen...

Neticede odaklanılması gereken sonuçlar ise eğer; katkılarını kabullenmekti içimden geçen...
Yüzüm gülüyor, içim düşünüyor, gözlerim dalıyor. Başa dönersek yine mutluluk, yine huzur.
Bazen bir kazanç uğruna bir bedel ödenir; bazen ödenen bedele karşılık kazanç sağlanırmış. Bu döngünün parçası olmak istem dışı gelişen beyin oyunlarına boyun eğmenin göstergesiymiş.
14 Eylül 2012 Cuma
Geçen Zamana Hediye
Bir ailenin varoluşu… 31 yıl önce birbirinden etkilenen bir çift; kaçamak bakışlar, mektuplaşmalar, gizli buluşmalar; 28 yıl önce nişanla ilan edilen aşk, hayran bırakan inat, sabırlı bekleyiş; 25 yıl önce düğünle resmileşen mutluluk, bitmez bir sevgi, sırt sırta geçirilen ömür yarısı, dünyaya getirdikleri bir kız bir erkek...
Yazmaya gelince ne kadar da hızlı
ilerliyor. Oysa ki onlar kavuşmak için çok çabalamış, sağlam temeller üzerine
kurulacak olan bir yuva için çok fedakarlık yapmışlar. Yıllar yıllı sade ve
sadece dünyadaki en değerleri varlıkları -çocukları için- nefes almaya
zorlamışlar kendilerini. Başarmışlar da…
Onlar çocuklarının gözünde en
anlayışlı, en bonkör, en vefakar olmayı başarabilmişler. Yeri gelmiş
sarsıntılara maruz kalmışlar ailecek, yeri gelmiş zirveden izlemişler hayattaki
kazançlarını; lakin değişmeyen tek şey dört duvar arasında sıkışıp kalan
huzurları olmuş.
Şimdi nefesleri ayrı şehirlerde
can bulsa da özlemleri hep güçlü kalmaya devam ediyormuş. Çünkü onlar
birbirlerine kızsalar da kızmasalar da hiçbir şey birbirlerini sevmelerine
engel olamıyormuş.
İşte benim annem babam vesilesiyle
sahip olduğum dünya nimetlerinin başlangıç noktası ve ilerleyişi… Dört kişilik
çekirdek ailenin kocaman akraba dünyasında mini minnacık yazıdaki yeri…
Onların günüydü 13 Eylül… Nice sağlıklı, huzurlu, şen şakrak günlere…
Onların günüydü 13 Eylül… Nice sağlıklı, huzurlu, şen şakrak günlere…
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Büyülü Bir Şey
Büyüsü vardır her şeyin. Kimisinin
az kimisinin çok… O büyü içine çeker ve giderek daha etkili hale gelir. Öyle zamanların
birinde bir ok saplanıverir büyünün en geniş ferahlığına. Yerle bir olabilir
düşüncelerin. Bu durumda susar oturursun yerine. Çekilirsin köşene. Sessizliğin
çok şey anlatmak istese de duyulmadıkları sürece hiçbir anlam ifade etmez.
Havada uçuşur tüm düşüncelerin; yere inebilen olmaz. Yine de kanatlanıp süzülürler öylece. Konacakları yeri bilemez halde ilerlerler kuytu köşelerde. Uçup uçup geri dönerler ait oldukları yere, sahiplenilmeyi bekleyerek.
Büyü kaybolur mu dersiniz? Bana sorarsanız sanmam. Varlığını koruyan oldukça hissettirir o kendini. Bazen yoğun bazen daha yoğun; mutlaka yoğun. Öyle olduğu için büyü zaten. Etkisine kolayca alabildiği ve bırakmadığı için yakanızı…
Havada uçuşur tüm düşüncelerin; yere inebilen olmaz. Yine de kanatlanıp süzülürler öylece. Konacakları yeri bilemez halde ilerlerler kuytu köşelerde. Uçup uçup geri dönerler ait oldukları yere, sahiplenilmeyi bekleyerek.
Büyü kaybolur mu dersiniz? Bana sorarsanız sanmam. Varlığını koruyan oldukça hissettirir o kendini. Bazen yoğun bazen daha yoğun; mutlaka yoğun. Öyle olduğu için büyü zaten. Etkisine kolayca alabildiği ve bırakmadığı için yakanızı…
6 Haziran 2012 Çarşamba
Hevesin Kaçar!
Çok istediğin bir şeye ulaşırsın, mutlu olursun. Çocuk gibi sevinir durursun. Yeterince tadını çıkardığın anda sıkılmaya başlarsın o durumdan. Ara sıra yine hoşnut olursun; lakin devamlılığı sağlayacak dirayetin kaybolur durur. Özü sana bağlıdır, birçok şeyde olduğu gibi. Bundan dolayıdır değişken olmayı tercih edişin. Her türlü iyisindir, ondandır kayıtsız kalışın. Kararsızlık değildir bu yaşadığın. Ne istediğini bilip de bilmezlikten gelmedir. Aklına böylesinin yatması tamamen işine gelen kolaylıktır. Başa dönüp tekrar incelediğinde karar verirsin ki her şeyiyle bütünleşmiştir durum. Yani hevesin kaçar; yerine getirilmek üzere.
AjdaPekkan’ dan Heves de dinlenir şimdi ;)
26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bi Olsa
Hani bazı havalar vardır: güneş,
bir gösterir kendini bir çeker; bulut kapkara bir çöker üstümüze, bir kaybolur
gözlerden. Yağdı yağacaktır yağmur. Yağsa da rahatlasa ortalık der dururuz.
Nefes almak zorlaşır öyle sıkıntılı havada. Nemden bunalıp yakınırız
şartlardan.
Böyleyiz işte biz! Memnun
olamayız tamamıyla. Yetinemeyiz mevcutlarla. Eldekiler eksilmeye başlayınca bir
bir, bu sefer döneriz tam tersine. Olabildiğince pişman, alabildiğince talepkar
tiplere doğru yüz tutarız. Bencillik temel prensibimizmiş gibi hareket eder, bu
durumdan gocunmayız.
Eğrisi doğrusu yoktur bunun. İçimizdekiyle
dışımızdaki birbirine uyum sağlayana kadar yolumuz vardır. Yolumuz vardır var
olmasına da yolculuk hevesi nerdedir. O da gelip yerleşti mi zihinlere, kimse
tutamaz yerinde duramayan düşünceleri. Faaliyete geçmek için sabırsızlanan
düşünceler uygun şartlarla buluştuğu an ne güneş ne yağmur ne fırtına ne nem;
önemsiz kalır gözümüzde.
Ne demişler: Yolcu yolunda
gerek!
12 Mayıs 2012 Cumartesi
Küçüktük
Küçük bir güneş ışığıydı yola
çıkmayı körükleyen. Küçük bir işaretti yolculuğu çekici kılan. Küçük bir
sevinçti sonuçta yaşatan.
Büyük bir adımdı atılan. Büyük bir
istikrardı kötümserliği savan.
Çocuktuk bir zamanlar. Oyunlar oynardık, yorulmazdık.
Çocuğuz hala aslında;
büyüklerimiz yanımızda olabildiği sürece.
Karamsarlığı hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini aşılamışlardı bize onlar. En büyük inancınız bu olsun demişlerdi olumsuzlukların karşısında.
Ne yapsak da, ne yapsalar da seviyorduk birbirimizi. Yorulsak da yürümeye devam ederek… koşabileceğimizi düşünerek…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


