Hakkımda

Fotoğrafım
Hayatı yaşanması gerektiği gibi yaşayan; aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini yerine getirebildiğini düşünen biri. Gülümseme ise hiçbir durumda yüzünden eksik etmediği bir davranışı. Mucizeleri bekleyen değil, onların peşinden koşan; mutluluğu ve huzuru yakalamak için elinden gelen her şeyi yapan aynı kişi.

20 Aralık 2012 Perşembe

Kar Geldi Hoş Geldi

Yılın ilk karı oldu bugün sabah bizi karşılayan. Önceki gibi yağmurla karışık olanından değildi hem de. Gün tam aydınlanmadan pencereden bakma hevesi gelmediği için dışarı çıkınca ilk tepki "Aaa kar yağmış! :)" oldu.  

Gün boyu yağdı, yağdı, durmadı. İzleme keyfine nail olamasam da eve dönüş yolunda yavaş akan trafik boyunca sokak lambaları takip edildi. O, güzel güzel yağarken "Ne iyi oldu böyle. / Yeni yılın heyecanı sardı şimdi bedenleri." cümleleri daha çok kurulur olmuştu. Hemen arkasından eklendi yeni cümleler: " Bayağı da tutmuş bu sefer. / Her yer bembeyaz! :) / Şu ağaçlara bak! Yeni yıl için süslenmiş gibiler."

Eve varıldığında kar topu savaşı da yapılmalıydı tabii. Sonuçta yılın ilk beyazlığıydı elle tutulacak ve eğlendirecek olan. Üşütmüyordu hava, eller donsa da güldürüyordu birbiri ardına atılan karlar. Hoş olmuştu işte!

Apartmandan içeri girene kadar tadı çıkarıldı bolca beyazlığın. Sabah demiştim ya hani "Daha çok yağsa." diye, doğru düşünmüşüm. Beğendim bu durumu.

Yağmurdan daha zevkli kar, belki de az rastladığımdan. Ben karlı şehirlerde yaşamadım önceleri, beş altı yılda bir kendini gösteren kar ya da yolculuk esnasında denk geldiğim görüntüler vardı hayatımda. O yüzden her tanık olduğumda çocuk gibi sevinirdim. 

Bir senedir çocukluğumdan beri alışkın olduğum o ılık ege şehirlerinde değilim. Kuru soğuk değil belki ilgimi çeken; ama Ege' nin de Marmara' nın da birbirine artısı eksisi var gibi gibi. İkisinin de yazı kışı kendine güzel kendine has. Hepsinden biraz biraz yaşaya yaşaya bitiriyoruz bir yılı daha. Birine kavuştuğumda diğerini siliveriyorum hafızamdan, diğerinde olmam gerektiğinde teselli ediyorum kendimi olur olmaz sebeplerle. Sonuçta ben hep mutlu. Olması gereken de bu değil mi?

6 Aralık 2012 Perşembe

Doğru Ya!

- Hatırlamak istemli mi yapılırdı istemsiz mi?
+ İkisine de denk geldiğim oluyor. Sadece hangisinin unutmaktan daha incitici olduğuna dair net bir delil sunamıyorum.
- Unutmak ve incinmek aynı cümlede yer almamalı bence. Zira unuttuğun her neyse, zaten incinmemek için tercih ettiğin değil midir?
+ Öyle sanıyorum ki haklısın. Yalnız hatırlamakla unutmanın arasında her zaman fark, her zaman bağıntı, her zaman çelişki olacak.
- Olabilir. Bu, iki eylemi yapmamıza ya da yapmamamıza engel değil ki.
+ Yani sen diyorsun ki unut; ama hatırla, hatırla; ama unut. 
- Kısacası: Canın nasıl isterse!

2 Aralık 2012 Pazar

Ruha Yolculuk

Yine yağmur düştü bir şehre! Yine pencereler buğulandı gözler gibi. Ve yine temizlendi sokaklar yürekler gibi. Damlaların mırıltısı, rüzgarın nameleri, göğün gürültüsü; alıverdi aklı bedenden. Salınıverdi düşünceler tutsak oldukları zihinlerden.

Ne manalı yağıyor bu yağmur. Ne manalı akıtıyor yaşlarını bulutlar. Oysa amacı yalnızca kış mevsiminin daimliğini belgelemek. 


Hız kesmiyor zamanla, durulmuyor. Israrla devam ediyor vurmaya camlara ve ürkütüyor bazen. Sonra biraz ara veriyor gürlemeye, diniyor. Öylesine bir rahatlık oluşuyor ki doğada, hoşnut ediyor herkesi.

Yine düşüyor sonra o şehre yağmur! Yine umursamıyor başka bir şeyi. "Dinle!" diyor sana, sadece "Dinle!". Beni, benim sayemde kendini, içini... 


Duyuyor musun sahi!

25 Kasım 2012 Pazar

Öyleydi

Delicesine aradım seni dedi önce; telaşla devam etti gerçeksin değil mi diyerek heyecanlanmaya. Sonra döndü arkasına ve yürümeye başladı takip edilmeyi beklercesine. Giden olmadı; lakin bakakalan çok oldu o gidişe. Uzun sözün kısası bir hayaldi gerçek olmayı bekleyen. Belli bir süre sonra yok olmasından belliydi zaten gelmeyeceği.

13 Kasım 2012 Salı

Sinyalleri Vermeli

Ne demişler? 
...
Ne hakkında? 
Hani derler ya.
Ne zaman?


Yok! Giriş böyle olursa sonuca bağlanmaz konu. Baştan alalım.

Hayat çok şey öğretir insana, aynı zamanda çok da ezber bozar kararlılıklar karşısında. Elle tutulur gözle görülür sebepleri yoktur sana sunabileceği, sen yakalamak istersin ucundan bir yerden; yine de yeterli gelmez mantıklı davranmaya.

Bir karar verirsin, arkasında durursun, inat edersin. Bir bakmışsın tam tersine meyletmişsin, uzaklaşmaya başlamış düşüncelerin peşi sıra. Başına buyruk olmasınlar toparlayayım dersin, mümkün mü? Çoktan kaçırmışsındır treni. Haydi bakalım! Bir adım geri...

Silkelenirsin bir gün, olur olmaz davranışlar sergilememeye odaklanırsın. İraden güçlüdür, hissettirirsin onu karşındakilere. Sevinebilirsin! Bir adım ileri...


Denge kurduğunu sanar, rahatlığa erişirsin. Bir anlık boşluk seni sendelemeye itecektir, bilirsin; ama harekete geçmezsin. Kontrol altındadır her şey, standarttır koşullar.

Aniden sorgulama evresi devreye girer ve adeta zorlarsın kendini, olamayacak olanı hayal etmeye. Nedeni, niçini, nasılı olmaz o an. Var olan tek şey soru ve cevaptır. Sorarsın, cevaplarsın... Değişik yönlerden bakıldığında değişik boyutlarda gözüken piramidin vardır elinde, çözemezsin.

Adım atarsın, geri döner arkanı toplarsın, koşmaya başlarsın, tökezlersin. Hep olur, doğal karşılarsın.

İkna edersin ve aynı yeteneği kendi beynine hükmettirecek kadar konuşturamazsın. Tamamen isteklilik halinin fiiliyata dönüşmesine bağlı olan bu aktivite can sıkar aynı rotada takılı kaldığında. Olsun! Onun da çaresi vardır. Dönüşler...



Eee... Nereye bağlayacaksın?
Bilmem! Bilmeye ya da bağlamaya gerek var mı ki?
Bilmem!

...
Mesaj Açık

7 Ekim 2012 Pazar

Bir Delinin Günlüğü

Bilemedim, bilmek istemedim. Sadece ayak uydurdum ansızlıklara. Anlık mutluluklardı onayladıklarım. Densizliklere sırt çevirmekti yapmaya çalıştığım.



Neticede odaklanılması gereken sonuçlar ise eğer; katkılarını kabullenmekti içimden geçen...

Yüzüm gülüyor, içim düşünüyor, gözlerim dalıyor. Başa dönersek yine mutluluk, yine huzur.

Bazen bir kazanç uğruna bir bedel ödenir; bazen ödenen bedele karşılık kazanç sağlanırmış. Bu döngünün parçası olmak istem dışı gelişen beyin oyunlarına boyun eğmenin göstergesiymiş.

14 Eylül 2012 Cuma

Geçen Zamana Hediye


Bir ailenin varoluşu… 

31 yıl önce birbirinden etkilenen bir çift; kaçamak bakışlar, mektuplaşmalar, gizli buluşmalar; 28 yıl önce nişanla ilan edilen aşk, hayran bırakan inat, sabırlı bekleyiş; 25 yıl önce düğünle resmileşen mutluluk, bitmez bir sevgi, sırt sırta geçirilen ömür yarısı, dünyaya getirdikleri bir kız bir erkek...

Yazmaya gelince ne kadar da hızlı ilerliyor. Oysa ki onlar kavuşmak için çok çabalamış, sağlam temeller üzerine kurulacak olan bir yuva için çok fedakarlık yapmışlar. Yıllar yıllı sade ve sadece dünyadaki en değerleri varlıkları -çocukları için- nefes almaya zorlamışlar kendilerini. Başarmışlar da…

Onlar çocuklarının gözünde en anlayışlı, en bonkör, en vefakar olmayı başarabilmişler. Yeri gelmiş sarsıntılara maruz kalmışlar ailecek, yeri gelmiş zirveden izlemişler hayattaki kazançlarını; lakin değişmeyen tek şey dört duvar arasında sıkışıp kalan huzurları olmuş.

Şimdi nefesleri ayrı şehirlerde can bulsa da özlemleri hep güçlü kalmaya devam ediyormuş. Çünkü onlar birbirlerine kızsalar da kızmasalar da hiçbir şey birbirlerini sevmelerine engel olamıyormuş.

İşte benim annem babam vesilesiyle sahip olduğum dünya nimetlerinin başlangıç noktası ve ilerleyişi… Dört kişilik çekirdek ailenin kocaman akraba dünyasında mini minnacık yazıdaki yeri… 

Onların günüydü 13 Eylül… Nice sağlıklı, huzurlu, şen şakrak günlere…

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Büyülü Bir Şey

Büyüsü vardır her şeyin. Kimisinin az kimisinin çok… O büyü içine çeker ve giderek daha etkili hale gelir. Öyle zamanların birinde bir ok saplanıverir büyünün en geniş ferahlığına. Yerle bir olabilir düşüncelerin. Bu durumda susar oturursun yerine. Çekilirsin köşene. Sessizliğin çok şey anlatmak istese de duyulmadıkları sürece hiçbir anlam ifade etmez.

Havada uçuşur tüm düşüncelerin; yere inebilen olmaz. Yine de kanatlanıp süzülürler öylece. Konacakları yeri bilemez halde ilerlerler kuytu köşelerde. Uçup uçup geri dönerler ait oldukları yere, sahiplenilmeyi bekleyerek.

Büyü kaybolur mu dersiniz? Bana sorarsanız sanmam. Varlığını koruyan oldukça hissettirir o kendini. Bazen yoğun bazen daha yoğun; mutlaka yoğun. Öyle olduğu için büyü zaten. Etkisine kolayca alabildiği ve bırakmadığı için yakanızı… 

6 Haziran 2012 Çarşamba

Hevesin Kaçar!

Çok istediğin bir şeye ulaşırsın, mutlu olursun. Çocuk gibi sevinir durursun. Yeterince tadını çıkardığın anda sıkılmaya başlarsın o durumdan. Ara sıra yine hoşnut olursun; lakin devamlılığı sağlayacak dirayetin kaybolur durur. Özü sana bağlıdır, birçok şeyde olduğu gibi. Bundan dolayıdır değişken olmayı tercih edişin. Her türlü iyisindir, ondandır kayıtsız kalışın. Kararsızlık değildir bu yaşadığın. Ne istediğini bilip de bilmezlikten gelmedir. Aklına böylesinin yatması tamamen işine gelen kolaylıktır. Başa dönüp tekrar incelediğinde karar verirsin ki her şeyiyle bütünleşmiştir durum. Yani hevesin kaçar; yerine getirilmek üzere.
AjdaPekkan’ dan Heves de dinlenir şimdi ;)

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Bi Olsa

Hani bazı havalar vardır: güneş, bir gösterir kendini bir çeker; bulut kapkara bir çöker üstümüze, bir kaybolur gözlerden. Yağdı yağacaktır yağmur. Yağsa da rahatlasa ortalık der dururuz. Nefes almak zorlaşır öyle sıkıntılı havada. Nemden bunalıp yakınırız şartlardan.

Böyleyiz işte biz! Memnun olamayız tamamıyla. Yetinemeyiz mevcutlarla. Eldekiler eksilmeye başlayınca bir bir, bu sefer döneriz tam tersine. Olabildiğince pişman, alabildiğince talepkar tiplere doğru yüz tutarız. Bencillik temel prensibimizmiş gibi hareket eder, bu durumdan gocunmayız.

Eğrisi doğrusu yoktur bunun. İçimizdekiyle dışımızdaki birbirine uyum sağlayana kadar yolumuz vardır. Yolumuz vardır var olmasına da yolculuk hevesi nerdedir. O da gelip yerleşti mi zihinlere, kimse tutamaz yerinde duramayan düşünceleri. Faaliyete geçmek için sabırsızlanan düşünceler uygun şartlarla buluştuğu an ne güneş ne yağmur ne fırtına ne nem; önemsiz kalır gözümüzde.

Ne demişler: Yolcu yolunda gerek!

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Küçüktük


Küçük bir güneş ışığıydı yola çıkmayı körükleyen. Küçük bir işaretti yolculuğu çekici kılan. Küçük bir sevinçti sonuçta yaşatan.
Büyük bir adımdı atılan. Büyük bir istikrardı kötümserliği savan.

Çocuktuk bir zamanlar. Oyunlar oynardık, yorulmazdık.
Çocuğuz hala aslında; büyüklerimiz yanımızda olabildiği sürece.

Karamsarlığı hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini aşılamışlardı bize onlar. En büyük inancınız bu olsun demişlerdi olumsuzlukların karşısında.

Ne yapsak da, ne yapsalar da seviyorduk birbirimizi. Yorulsak da yürümeye devam ederek… koşabileceğimizi düşünerek… 

7 Mayıs 2012 Pazartesi

/ Ödül-müş /

KavrukSusam bir ödül yollamış bana. Kendisine teşekkürlerimi sunuyor ve gereğini yapmaya başlıyorum :)

Öncelikle yazı yayınlanırken bu resim yer almalı imiş.

Sonrasında kendimiz hakkında yedi bilgi vermemiz gerekiyor imiş.
Şöyle ki:

  1. Ben hala hayal kurup zihnimde bambaşka bir gün yaşayabiliyorum. [Evet ben büyümüyorum.]
  2. Korku filmi izlemeyi sevmiyorum, korktuğumdan değil bazı sahnelere dayanamadığımdan.
  3. Yeni çıkan şarkıları takip etmiyorum.
  4. Televizyondan mümkün olabildiğinde uzak duruyorum. [Bazı programlar hariç.]
  5. Hiçbir şeyi unutmuyorum, yapılan iyiliği de kötülüğü de. [Kinci değilim; ama unutamamak elimde değil.]
  6. Sevdiğim insanlarla beraber olabildiğim sürece nerede olduğumu pek önemsemiyorum.
  7. El yazım, yavaş/hızlı/eğik/düz/büyük/küçük gibi seçeneklerde haddinden fazla çeşitlilik gösteriyor. Tek tip bir tercih görmeniz mümkün değil.

Ödüllerini almak için Sevgili kancule, 1'i yok mu?, Volkan, Özgür, CWRM, Kısaca Fdnes ' i sahneye davet ediyorum.

30 Nisan 2012 Pazartesi

Yeniden... Yine :)

Bu ay yeniliklerin, yenidenliklerin ayı oldu. Hasretle beklenen buluşmalar gerçekleşti, özlenen şehirlerde nefes alındı. Kaldığı yerden devam edildi her sohbete, her yürüyüşe, her kolkola girmelere, her gülüşlere, her tatlı tartışmalara... Kısacası her şeyin eskisi gibi olduğu test edildi ve onaylandı. Bir zamanlar rutin olan aktivitelerin tekrarlanması damarda dolaşan kana bir hız kazandırdı. Duygular karmaşasında veda, sadece bir sonraki buluşmanın yakınlığını hatırlattı zihinlere. "Hayat bize güzel!" dedirtti sessiz bakışlar. Gözler bazen ağlamaklı olsa da aslında yaşananlar bir zamanların ertelenmiş rüyası gibiydi. Güzeldi her saatiyle geçirilen zaman. Özeldi yolculuğun sonu. Çok beklendi; fakat o ilk sarılma ile bir anda silindi hafızadan uzun bekleyiş. Yalnızca o an oldu mutluluğu arttıran.

Özlüyorsam Suç Mu? demiştim aylar önce. Hissettiklerimi en yalın haliyle yazmaya çalışmıştım. İşte şimdi mükafatımı almış, umudumu sonuna kadar haketmiş, istediğimi gerçekleştirmiş bulunmaktayım. Hala o yazıyı yazarkenki duygularımla hala aynı pozitifliğimle "İyi ki!" diyorum kendime. İyi ki, inanmayı bırakmamışım.

19 Nisan 2012 Perşembe

Ahenk İçinde...

Bazı anlar vardır, sorgulamak istemediğin.
Bazı anlar vardır, olduğu gibi kabullenmekte zorlanmadığın.
Bazı anlar vardır, mutlu edişine sebep bulamadığın.
Bazı anlar vardır, sıkılmadığın.
İşte o anlar, güzeldir.
İşte o anlar, sebepsizdir.
İşte o anlar, doğaldır.
İşte o anlar, tekrarlanması istenendir.

Kimi insanlar vardır, hep dinlenesi.
Kimi insanlar vardır, hep kaçılası.
Kimi insanlar vardır, hep konuşulası.

Kimi insanlar vardır, hep susulası.
İşte o insanlar, sakinleştiricidir.
İşte o insanlar, bencildir.
İşte o insanlar, özeldir.
İşte o insanlar, iticidir.


Yani demem o ki; siz siz olun, her rengi bünyenizde barındırın.

15 Nisan 2012 Pazar

Yok! Yok!

Hep bir cevap arama isteği... Hep bir soru cevaplama niyeti... Hep bir soru cevap ilişkisi gereği... Ne yapıyor bu insanlar yahu? Ne yapıyoruz biz böyle? Nereye kadar irdeleyeceğiz yaptıklarımızı? Ne zamana kadar anların anını kaçıracağız bu düşüncelerle?

Alınan karar alınmıştır, ne gerek vardır tekrar sorgulanmasına. Nasıl bir hastalıktır bu karmaşa. Kurtulmak istemez misin olan biteni sorup cevaplamaktan. Bırakmak istemez misin cevaplarla boğuşmayı. Dur demek istemez misin soruların seni boğmasına.

Derdin ne senin söyler misin dostum? İçini kemiren, aklını kaçırtan, gözünü kör eden, sesini kısan, yüzünü astıran... Nedir seni böylesine kararsız kılan?

Boşversene sevgili kardeşim. Yürüyüp gitsene yoluna. Ne gerek var duraklamalara? Ne gerek var dinlenme molalarına? Yol senin, geçiş hakkı senin; azaltmasana hızını.

Ah be! Kime konuşuyorum ki ben. Ne diyorum, ne duyuyorum, ne anlıyorum, ne anlaşılıyorum ki... Hepsinin öznesi, nesnesi farklı.

Ee, ne sanmıştın? Soru kelimeleri aynı diye aynı yapının sana cevap olacağını mı? İlahi sen!

Yok, yok vazgeç sorulardan ve cevaplardan. Vazgeç bu tavırlardan. Unut gitsin yargılamayı. Bırak rüzgar essin esebildiği yere olanca gücüyle.

Ne diyordun? Tamam mı devam mı? Bence sen düşünmeden "peki" de ve geç. Geç ki kararlılığın yerini korusun. Bir anlamı olsun bunun.

Neyin mi? Ne demiştim ben? Soru yok! Cevap yok! Sadece şu an var.

31 Mart 2012 Cumartesi

Baharmış Gelen

Bahar gelmiş, hoş gelmiş. Ağaçlar çiçeklenmiş, çiçekler çimenlerin arasından kendini göstermeye başlamış. Güneş göz kırpmakla kalmamış, ısıtmış içimizi. Yine geldim yamacınıza der gibi parıldamış. Baharı simgeleyen diğer belirtilerin de gözle görülür olması pek bir güzelmiş. Miş'te miş... Zaman bu konuya uymamış; yalnız bu sorun değlmiş. Önemli olan baharın her haliyle yanıbaşımızda olmasıymış. Bize düşen sadece gülümsemekmiş.

23 Mart 2012 Cuma

Hoştur ki

Bulutlar dağılır, rüzgar kesilir, karlar erir, yağmur diner, güneş açar. Pırıl pırıl bir gökyüzü merhaba der sana, uğurlar olsun der geçen günlere. Gözkırpan güzellikler değildir kıvılcımı oluşturan; fakat onlardır ateşi körükleyen. Büyük bir yangının ortasındadır duygular, yangın yeri düğün yeri gibidir. Yüzler değildir sadece gülümseyen, kalplerdir eşlik eden masalsı düşlere. Pencereden el sallayan sensindir yeniye ve eskiye. Gözlerindeki heyecan uzaktan bile okunabiliyorsa yolundadır her şey fazlasıyla. Durduk yere fısıldıyorsan benzer sözleri ulu orta, hoştur hayat sana.

22 Mart 2012 Perşembe

/ Psikolojik-miş /

Sevgili Firari Yolcu mimlemişti beni; ancak fırsat bulup yazabildim. Öncelikle kendisine teşekkür eder geç kalmış cevaplarımı sergileyebilirim.

1. Kendini seviyor musun?
Evet, sevmememe bir sebep yok ki. Kendini sevmezsen kimse seni sevmezmiş. Annem böyle kandırırdı beni :)

2. Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir?
Yalnız mı? Arkadaşlarımla mı? Ailemle mi? En genel olanını ve en geçerlisini söylersek gülmek. Üç durumda da gerekli gördüğüm ve bırakmayı asla istemediğim…

3. Hedeflerin nelerdir?
Her zaman hayalini kurduklarıma ulaşmak genel başlığı altında bulunan adımlar. Şu sıralar en önem verdiğimi sizle paylaşayım: Yakaladığım huzuru bırakmamak, keyfini sonuna kadar çıkarmak, mutluluğuma mutluluk katmak.

4. Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?
Çevresine gülen yüz edasında poz veren, düzeninde huzuru tadan, iyimserliği abartabilen, pozitifliği araç olarak kullanabilen, güneşe bile sevinebilen, gözyaşlarından utanmayan, sevdikleriyle ilgilenmeyi amaç edinmiş bir kız işte! :)

5. Nefret ettiğin şeyler nelerdir?
Nefreti hayatımdan çıkarmak istiyorum. O sebeple bu soruyu es geçiyorum.

6. Favori şarkıların, filmlerin nelerdir?
En favori şarkım her zaman değişir. Bu yüzden an itibariyle içimden geçeni söyleyeceğim: Ajda Pekkan’ dan Nasılsın, İyimisin?
En favori filmim: 127 Saat.

7. İlham aldığın kişiler kimlerdir?
Kimseden ilham almıyorum desem, geçiştirmiş mi olurum acaba? Belki evet, belki hayır; fakat cevabım bu.

8. Birisinin yazmış olduğu ölüm notunu bulmuş olsaydın ne yapardın?
‘Birisi’nin kim olduğuna bağlı olarak cevabımın değişeceği muhtemel olsa da, buz keseceğim garanti bir durum. Tüylerimin diken diken olduğunu soruyu okuyunca bile tahmin edebiliyorum.

Sağlıcakla ve huzurla kalın…

12 Mart 2012 Pazartesi

Dar Zaman Araları

Bir sürü zaman vardı bize öğretilen: geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman. Bunlar yalnızca sınıflandırılmış halleri. Çeşitleri vardı hepsinin; ama önemli olan özüydü.

Geçmişte yaşanılan ya da gerçekleşen durumlar için kullanılırdı geçmiş zaman; -miş’lisi, -di’lisi… İçinde bulunulan zaman diliminde yaşanılan ya da gerçekleşen durumlar için kullanılırdı şimdiki zaman. Ve gelecek dönemlerde yaşanılacak ya da gerçekleşecek durumlar için kullanılırdı gelecek zaman; yakını, uzağı…

Üç zaman vardı insanların dillerinde. Ya “keşke”lerle dolu geçmiş ya “vah vah, tüh tüh”lerle dolu şimdi ya da “kim bilir”lerle dolu gelecek… Yahut “iyi ki”lerle dolu geçmiş, “çok şükür”lerle dolu şimdi, “elbette”lerle dolu gelecek… Veya her ihtimalden biraz biraz.

Buydu birikimlerin temelini oluşturanlar. İçini doldurduğumuz yılların, günlerin, saatlerin özetiydi; genellemesiydi seslendirdiğimiz düşünceler.

Hangisi daha önemliydi? Hangisinin önceliği vardı? Zaman zaman değişen duygular sayesinde ilk sıraya yerleştirilenin sabit kalması en doğal olanı değil miydi?

Saplantıların eşiğinde geçirilmezdi ki bu yaşam. Birini diğerine üstün kılan bir zaman mümkün değildi ki.

Ne de olsa sorgulamaların neticesiydi not düşülen.

4 Mart 2012 Pazar

/ Sorularla Boğuşuluyormuş /

Sevgili Firari Yolcu mimlemiş beni, birkaç güzel soru ile. Kendisine teşekkürlerimi iletiyor ve cevaplamaya başlıyorum.

1. Hayatınız filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler olurdu?
Adı kesinlikle “Şansın Böylesi” olurdu. Yaşadığım her döneme ait ve pek çok izi anımsatacak nitelikte tek kelime şans sanırım. Unutulması gerekenleri başlatan da, yere göğe sığdırılamayan duyguları tattıran da ondan başkası değil.
Müzikleri konusunda özgünlük aranacak ilk şart olsa da kesinlikle özgünlükle abartıyı birbirine karıştırmaz ve eski alışkanlıklarıma dönebilirdim. Dinlemekten bıkmadığım, içimi aydınlatan ‘bence muhteşem’ tınıları seçerdim. Mesela bazı sahnelerinde Candan Erçetin’ den Gamsız Hayat da olabilirdi, Zuhal Olcay’ dan Yalnızlığım da. Veya sözleri sadece benim için yazılmış ve sadece benim için bestelenmiş bir şey de: Şansıma yenildiğim de oldu, şansımla yendiğimde şeklinde nakaratı olan mesela…

2. Bir şeyleri değiştirme gücünüz olsa neyi değiştirirdiniz?
Çok şeyi değiştirmek isterdim; o yüzden tek bir şey belirtemeyeceğim. Çok şeyi dolaylı yoldan etkileyeceğini bildiğim tek bir şeyi değiştirir miydim, şu an emin değilim. Galiba geçmişe dönüp bakmaz, şu andan sonrasını daha iyi şekillendirebilecek yönde bir güzellik serpiştirirdim ailemin önüne.

3. Sizi en çok etkileyen sinema sahneleri nelerdir?
Çok fazla sahne olabilirdi yazabileceğim; ancak ilk anda aklıma gelen üçü sıralamak istedim. Etkilendiğim, tüylerimin diken diken olduğu, hatta ağladığım çok sahne var.
‘Anestezi’de son sahneler, oğlunun hayata geri dönmesi için kadının kendisini feda etmesi.
‘127 Saat’ te kanyonda kayaların arasına sıkışıp kaldığında durumu yönetmesi.
‘Nefes’ askerin telefon konuşması yaparken karakolun saldırıya uğraması.

4. Yaşadığın şehir bir günlüğüne sana tahsis edilse, boş bırakılsa ne yapardın?
Boş bırakılırsa bir anlamı olur muydu demekten kendimi alamadığım için net bir sonuca varamasam da, ihtiyacım olabilecek her şeyi alır -dükkanların açık olduğunu varsayarak- evimde mutlu mutlu sırıtırdım :) Eve nasıl taşıyacağım konusunda hala soru işaretlerim var tabii. Bu arada eksiğim çok olduğundan bu yolu seçtim; yoksa boş bir şehrin bana ait olma fikri hiç de ilgi çekici değil.

5. Şu sıralar ilgiyle takip ettiğiniz diziler hangileri?
Televizyonla aramın pek iyi olmaması ve bayadır kendisiyle arkadaşlığımıza son vermemizden dolayı zaten dizilere uzak kalmış bulunuyorum. Onun dışında internetten de takip ettiğim bir dizi bulunmamakla beraber film ve müzik iyidir diyorum.

Kimlerin cevaplayıp cevaplamadığını takip edemediğimden dolayı kimseyi mimlemiyorum.
Sevgiyle kalın. 

19 Şubat 2012 Pazar

Oraya

Yalan ile gerçek…
Doğru olmayan, sahte olan mıydı yalan kelimesinin sözlük anlamı? Peki gerçek neydi? Yalanın tersi mi? Olması gereken mi yalnızca? Bazen tüm gerçekler yalan, tüm yalanlar gerçek olamaz mı? Olur, hem de hep olur. Her zaman iki kere düşündürür. Tümü yalan ya da tümü gerçek denemez. Çünkü çelişki vardır ortada. Bağlantılar eksiktir. “… öyleyse … böyledir.” mantığında parametreler birbirine uymaz. O halde değişkenlik had safhada denir işte.
Değişmeyen bir şey varsa o da; papatyaların gece de güzel olduğudur. Geceleri de bakılası, koparılıp güzelliğine koku katılası özellikte oluşudur özel olmasına sebep.
…Nereden nereye!

15 Şubat 2012 Çarşamba

Uzaklardan...

Korku ve tedirginlik devam etse de bir alışmışlık hala duruyor. Alışmışlık değilse bile öyle davranma zorunluluğu. Çok sesli bir gece, kapkara ıssız bir karanlık, ara ara yanıp sönen bir ışık, saatleri kovalayan bakışlar, sessizliğe açlık, iç dünyadaki müzik… Eldeki tüm malzeme bu işte! Yazmaya zorladıkça beyni kalem, tutulup kalan dil… Koşmaya başlayan düşünceler… Bir adım ötesi sayfalar dolusu haykırış… Nereye, kime, hangi amaçla?
Karalama üzerine çalışan bir ressam edasıyla bembeyaz sayfanın simsiyah bir hal alışı… Amaçsız, rastgele hareket eden kalem… Silgi yerine daha koyu gölgeler… Karşıdan bakıldığında karmaşıklığın okunabildiği; ama değeri olmayan bir atık… Uzatılması bir şeye benzemeyecek olan iç döküş… Ancak böyle bir anlam ifade edebilir. Kayıtsız kalmaya dayanamayan bir hayat, akıp gidiyor kendince.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Karanlığa Yol Alan Işık Vardır Hani

Yüzeyden sızan bir parça ışık derinliklere yayılır. Yayılırken beraberinde bir sürü yenilik getirir. Hissettirdiği sadece küçücük dokunuş değildir, tümünün yarattığı etkidir.
Karanlık korkutucu bir hal almamıştır belki; fakat ışıkla pek bir güzelleşir.
Karanlık deyip geçememek gerekir. Özünde yukarıdan gelen bir güzellik vardır.
Düşündükçe içinin huzur kaplanması işte o küçücük bir ışıktandır. Büyük etkilerinin sırası olduğunu ve zamanla yayıldığını bildiğindendir.
O bir parça ışık, büyük resmin yansımasıdır küçük resme. Küçük diye bir kavram yok olmaya hazırdır.
Bütün olmak kaçınılmaz hale gelmiş, birbiri içine geçmiştir parıltı ve karanlık. Yoğrulmuştur belirsizlik.
Manzara güzeldir aşağıdan. Keyfini çıkarmak şarttır. Önemli olan fark edebilmektir.

10 Şubat 2012 Cuma

/ Sorular Varmış /

1i yok mu? beni mimlemiş. Teşekkür ediyor ve sorulara geçiyorum.

1. Sence çok anlamlı bir söz?
Geçmişinin geleceğini sınırlandırmasına asla izin verme.
2. Makyajında olmazsa olmazın? 
Gözaltı kapatıcısı, ruj.
3. Uyguladığın güzellik tüyosu nedir?
Daima temizlik.
4. En sevdiğin içecek?
Yeşil çay.
5. Nefret ettiğin bir şey?
Yalan.
6. En çok sevindiğin iltifat?
Sayende gülüyorum.
7. Favori kitabın? 
Şu an eski ders kitaplarım :)
8. Sana görünüş olarak yakın bulduğun ünlü? 
Hiç bunun üzerine düşünmedim.
9. Herkesin beğendiği ama senin sevemediğin bir ürün?
Dokunmatik telefonlar.
10. Şu an en çok almak istediğin kozmetik ürünü? 
Parfüm.

Cevaplamakta geç kaldığım için kimseyi mimlemiyorum bu sefer. Cevaplamak isteyen varsa buyursun ;)

5 Şubat 2012 Pazar

Her Konuda Temizlik

Bazı evlerde bir sırdır tavan arası. İçinde gizlediği ne varsa ev sahibine ya da evin bir ferdine aittir. Onun yaşattığı parçalar, onun sayesinde bütünü oluşturur yalnızca. Kuytu bir bölümüdür orası evin. Kapısının kilitli olması olasıdır. Herkesi davet etmez kendisine.
İçine girilmeden önce dahi bir havası vardır kendine çeken. Yüklü olduğu anlamlar kapı aralandığında gün yüzüne çıkar birer birer. Gösterir kendisini çarpıcı gerçekler. O kapıdan girilene kadar unutulmaya yüz tutmuş olanlar hatırlatır olur olmaz her şeyi. Asıl istenen budur belki de. Silip atmanın bir beden küçüğü… Ne onlarla ne onlarsız…
Hele bir de hayali ise bu tavan arası… Daha mühim bir durum var demektir ortada. Olmayan; ama var kabul edilen, istenildiğinde açılan yer yer kapatılamayan, anahtarının saklanamadığı, her an hazır bellek…
Tabii ya, sadece evlerde olmaz ki tavan arası. Beynin tavan arasına sıkışıp kalanlar daha kalıcı olabilir zaman zaman.
Hangi tavan arası olursa olsun, genel bir temizliğe ihtiyaç duyuyor ara ara. Tozları silkelemek iyi gelir oranın havasına.
Tavan aralarına ihtiyaç duyulma sebepleri farklılık gösterebilir. Buna bağlı olarak sonuçlarının da çeşitlilik göstermesi çok doğaldır. Yaratacağı etkiler topluluğu bağımsızdır. Kişisine göre, anına göre değişkenlik gösterebilir. Yine de sabit kalabilen özellikleri: esrarengizliği ve öğreticiliğidir.   

28 Ocak 2012 Cumartesi

Kelebeklerin Uçar


Her şey çok güzel gidiyordur. Şans hiç olmadığı kadar senin yanındadır. Midende bir karıncalanma vardır. Her yönden kendini iyi hissediyorsundur. Eline geçen fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek vazifen olmuştur. Küçücük bir noktadan başlayan huzur hissiyatı tüm hücrelerine yayılırken, heyecan ayrılmaz parçan haline gelmiştir. Çok mutlusundur, çok iyisindir, çok rahatsındır. Çoktur her şey sende. Çoktur her şeyin en iyisi. Kelebeklerin her biri kanatlanıp uçmak için sıraya dizilmiştir. Bir kelebek birden fazla çiçeği dolaşırken, şimdi birden fazlası senin etrafındadır. Güzel mi güzel kelebekler senin için kanat çırpıyorlardır. Onların seslerine karışmıştır yüreğinin sesi. Onlarla havalanmaya hazırdır hayallerin. Gülüşünün derinliklerinde keder yoktur. En içten gülümseyişini gösteriyorsundur dünyaya. Bazen kendin bile şaşırıyorsundur olanlara. Çabalarının sonuçlarını aldığını görüyorsundur. İç sesin bile sana karşı olmamaya başlamıştır. Kısacası her şey yolundadır. Olanlar olması gerektiği gibidir. Sana sadece ayları, günleri, saatleri dolu dolu geçirmek kalmıştır. Tüm bunlar ve daha fazlası varsa eğer, korkma sakın. Rüyada değilsindir. Gerçektir, hiç olmadığı kadar. Devamı gelecektir, tahmin etmediğin kadar. Olabilir yani, bu çok doğal :)  


26 Ocak 2012 Perşembe

Acaba Mı?

Gecenin sessizliğiyle baş başa kalınca gün boyu aklını kemiren soruya geri dönersin: Acaba mı? Puzzle’ ın parçalarını birer birer yerine yerleştirirsin yerlerine ve yine o soru belirir derinlerden: Acaba mı?
Ya bulguların işaret ettiği sonuç doğruysa… Ya birden fazla kişinin aklından gelip geçen ihtimal çok kuvvetliyse… Eğer öyleyse “ne olur, nasıl olur” mu kurcalayan gece gece aklı, yoksa olup olmadığı mı yalnızca?
Karanlığın iyiden iyiye çöktüğü gecede gün ışıklarının ağarmasına değin akılda cevap arayacak olan soru yine aynı: Acaba mı?
Eldeki verilerin dönüp dolaşıp işaret ettiği, neden bu kadar sorgulatır ki kendini? Gariplik burada!
İçten içe geri plana itilenlerin su yüzüne çıkması durumu, galiba.

22 Ocak 2012 Pazar

Ağlamış Nasıl Olsa

“Ağladım, ağladım, ağladım.” diyor biri. Dışa vuramadığım, içimde biriktirdiğim ne varsa; hepsini döküyorum ortaya dercesine. Bitmek tükenmek bilmeyen bir hezimetin ortasında kayboldum diyerek sesleniyor birilerine. Sesini duyurabildiğine şüphe etmiyor; ama… Aması yok!
Çaresizlik içinde parçalanıyor küçük yüreğim, büyük yürekleri de dağlayarak…
“Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum.” demeye devam ediyor aynı biri. Ağladıkça daha mı iyi, daha mı kötü olduğunu irdelemeden; sadece ağlayacağını vurguluyor gözyaşlarının istikrarı ile.
“Olmuyor ki.” diyor o biri. Sonra susuyor. Susarak anlattıklarının anlaşılmasını umarak, umduğunun gerçekleşeceğini bilerek…  
Umduklarının gerçekleştiğine tanık olurken yaşadığı şu günlerde; yüzünde neşeli, kalbinde buruk bir gülümseme ile devam ediyor sözlerine aynı biri. Kulağında eskilerde keşfettiği bir müzik, aklında düşleri, gözlerinin önünde peşinden koşulacak hedefler.
“Avaz avaz bağırıyorum şimdi.” diyor o biri. Sesini duyurabildiğinden emin olarak umutlarını uçuruyor bir bir. İç huzur her şeye tanık olurken “Yine, yeniden, yeniliklere, yinelenenlere!” diyor usulca.   
Geçmişle geleceğin bugündeki harmanlaması olan bu yazı da burada bitiyor. Yerini şarkıya bırakarak el sallıyor ekrandan ekrana.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Yazdım Bir Kenara

Ne yazacağını bilmeden eline kalem kağıdı almak… Beyninde bir sürü konu gezinti yaparken onları sıraya koyamamak… Coşkulu ya da kasvetli hallerini tam olarak yansıtamamak… Bu yüzden de istem dışı, kalemin kağıtla dansına tanık olmak… Tarifi mümkün olmayan -anlaşılamamasından ötürü- düşüncelerin itirafının yine beyinde kalması… Belli belirsiz gülüşler… Ne oluyor, ne zaman, nasıl gibi sorular… Cevaplarının şimdi ele geçirilemeyeceği bilinenler… Net bir konu başlığı olmaksızın durdurulamayan yazma isteği… Kontrol edilemeyen parmaklar…
… Ne çok şey anlatır aslında!

17 Ocak 2012 Salı

Kardeş

Hem çok seversin hem çok sinir olursun. Hem onsuz duramazsın hem onunlayken atışırsın. Hem ona laf atarsın hem onu savunursun. Hem ona sıkı sıkı sarılmak istersin hem onu boğmak istersin. Hem boğazın ağrıyana kadar bağırırsın hem kısık sesle uyandırıp kahvaltıda ne istediğini sorarsın. Hem yerden yere vurursun hem yere göğe sığdıramazsın. Hem hep yanında olsun istersin hem biraz uzak kalsın istersin. Hem elini tutarsın hem omzuna yaslanırsın.
Hem … hem… . Kardeş dediğin böyle olur ki zaten! Küçücükken beraber uyuduğun, beraber büyümeye hala devam ettiğin, yaşlanınca dahi yanında görmek isteyeceğin, her koşulda arkasında duracağın… Say say bitmez ki kardeş!
İyi ki gözlerini açmışsın yıllar önce dünyaya. İyi ki abla olma durumuna erişmişim seninle. Daha ne diyeyim ki ben biricik kardeşime ;) 

11 Ocak 2012 Çarşamba

Bencil Fare

Köşeye sıkışan insan modelinin dilinde çok bahanesi vardır. Her davranışa mantıklı -kendince- bir kılıfı vardır ki bu kılıflar hazır paketler halinde aklındadır sürekli.
Hazırcevaplığı farklı yönde kullanan bu insan modeli; hatasını kabul etmek şöyle dursun, hatalı olabileceğini bile ihtimal olarak kabul etmez. Bir üst basamağa çıkabilmenin gücü hep saklıdır onlarda.
Özü unutup, daha doğru bir tabirle kulak arkası yapıp, gereksizlere ilgiyi çekerler. Önemli ayrıntıları da küçük detaylar, ve yine daha doğru bir tabirle teferruatlar olarak adlandırarak sınırları iyice zorlarlar.
Bu kadar uğraşının tek gayesi vardır ki bu da köşedeki son parçalarını kurtarabilmektir. Adeta kuyruğunu kapana sıkıştıran fare havasıyla son nefeslerine kadar çırpınmaya devam ederler.
Kendilerini aşırı derece düşündüklerinin göstergesi olan bu davranışları onların bencil olarak isimlendirilmesine olanak sağlar.
Köşeye giden yolda akılları başlarında olabilseydi sıkışmazlardı; ne iyi olurdu. Ama yok, bu seçenek oldukça hareketsiz. Tercih edilmemesi bundan mıdır bilinmez.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Unutulmayacak ve Yeri Dolmayacaklara!

Uzun zamandır aklımda olan; fakat fırsat bulamadığım, ertelediğim bir yazı olacak bu. Her zaman hissettiğim, şanslı olduğumu dile getirdiğim sevgili kıymetlilerim için bu yazı. Teşekkür, minnet yazısı…
Desteklerini eksik etmeyen canım arkadaşlarım, akrabalarım, ailem. Birkaç sözleriyle dahi farklı hisler uyandıran, çabalarını görmezden gelemeyeceğim değerli insanlara şükran bildirisi. Seçimlerimin doğruluğunu irdelememe gerek kalmaması, güzel insanların güzel yüreklerini görebilmek, pek çok şeyle değiştirilemeyecek kadar yoğun duygular, iyi niyet, karşılıksız el uzatma, ilgi… Bunların daha fazlası da var.
El uzatmak için ikinci defa düşünmeye gerek kalmaması… Beraber gülebilmek, beraber ağlayabilmek, beraber güçlenebilmek… Çoğalarak yerini koruyan sevgi, verilen değerlerin hissettirilmesi ve hissedilmesi… Daha ne olsun ki?
Önceleri daha uzun yazmayı planladığım bu yazıyı, bu kadarının bile yeterli olduğunu düşündüğüm için kısa kesiyorum. Benzer duyguları yaşayanlar anlarlar. İyi ki varsınız, iyi ki sizleri tanımışım, iyi ki…   

6 Ocak 2012 Cuma

Kadermiş...

Üzerine çok düşünülen, çok fikir beyan edilen, hatta çok yazılan bir konu… Benim de bu konuda belli bir fikrim var aslında. Düşüncemi her zaman savunmayı sürdürdüğüm halde ara ara soru işaretleri belirmiyor değil beynimde.
Bana göre (edindiğim bilgilere göre öğrendiğim ve inandığım anlamıyla); sınırları baştan çizilmiş, bize bahşedilen akıl sayesinde yaptığımız seçimlerle yolları şekillenen bir harita: kader. Başlangıcı ve sonu belli. Yol ayrımlarında karar, kişiye ait.
Tam da bu noktada en belirgin soru işaretini paylaşmalıyım. Seçimler her zaman kişinin kendisine mi ait? “Dış güçler bunda etkili.” diye fısıldıyor iç sesim. “Etkisi olanları göz ardı etmeyiniz.” diye de ekliyor. İç sesimin haklılık payını araştırmaktan yorulmuş bir halde hayatımı zihnimde yeniden canlandırmayı reddederek kabullenişlere takılıp kalıyorum.
Hayır, benimsediğim tanımlamayı değiştirmek değil asıl niyetim. İsyan, asla değil. Sorgulama sebeplerim var elbet; ancak bazen -ki bunlar bazı dönüm noktaları- suçlayacak birilerini arıyor insan. Ya da haklı birkaç husus. “Neden?” sorusu bir türlü rahat bırakmıyor beyni ve “Yapacak bir şey yok.” tesellisi de yerini alıyor hemen.
Çok fazla irdeleme, bıkkınlık ve isyanı beraberinde getirebilir mesajlı bir tehlike çanı çalıyor ve her şeye rağmen demeye devam ediyor kalp. Unutmaya çalışarak, kazandırdıklarını düşünerek, böyle olmalıymış diyerek… Hatta daha da ileri  gidip ara yol gibi gördüğünün belki de ana yol olduğunu kanıksayarak… Evet, ihtimal dahili bir düşünce. Gerçek olabilecek kadar akıl çelici. Neden olmasın?
Biraz olsun rahatlamaya araç… Güzel. En azından hala umut var. Hep vardı zaten. Ama geleceğe dairdi. Şimdi bahsi geçen ise diğerlerinin aksine geçmişe ve en önemlisi bugüne dair. Şimdi! Araç, amaç için kullanılabilir.
Candan Erçetin’ den “Kader” size gelsin. Durumu özetleyen ve benim de çok sevdiğim şarkılardan biri.
*Bilgilendirme: Kötü bir ruh hali ile yazılmadı. Düşünceleri sorgulama sonucu oluşturulmuş bir yazıdan ibaret. Gülümsemeye devam yani ;)

3 Ocak 2012 Salı

Birbirini Ardına

Aylar öncesine ait bir yazım… Son cümlelerine dikkat! Yağmurlu bir gece ya da güneşli bir bahar günü. Nitelik önemli değil, geri alınanlar önemli.
Aylar sonra değişenler, geri gelenler, gidenler, kazanılanlar önemli. Silinip atılanlar, atılıp unutulanlar, kaybedenler önemli. En azından katma değeri olan konular.
Bir ara lamba cini gelmişti, isteklerimi söylemiştim. Sürpriz gelmişti, büyük sürprize koşmuştum.
Evet, vardım son noktaya. Çok eğlenceli olmasa da sonuç elde ettim. İyi oldu, hoş oldu. Kısacası çok yol kat ettim. Hız bazen arttı, bazen azaldı, zamanın durduğu bile oldu; fakat ilerledim.
Özetle; umut her zaman yerindeymiş ve hiçbir zaman da kaybolmayacakmış. Her şerde bir hayır mutlaka varmış.

1 Ocak 2012 Pazar

Hiçlik

Hiç… Ne anlamsız bir kelime. Duruma göre anlamsızlığın anlamını derinleştirmek için kullanılan “hiç”… Geriye dönüp baktığında aklından geçenlerin dudaklarından “hiç” sözcüğü ile dökülmesi… O an neler olur iç dünyada. Ne çatışmalar yaşanır benlikte. Sorsan sadece “hiç”tir. Koca bir hiç. Yansıması gözlerdedir geçiştirmenin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...